Başbakanın ekonomik krizle boğuşan Yunanistan’a beraberindeki kalabalık bir grupla yaptığı, bazılarına göre tarihî ziyaret ve yapılan 22 anlaşma komşuda yankı uyandırdı. Türkiye’de ise gündemde Baykal’ın istifası olduğundan, bu ziyaretin yankıları ikinci planda kaldı.
Türkiye ile Yunanistan arasında ara sıra gelişen sorunları politikacıların çıkardığı ve her iki ülke halklarının, bazı fanatikler dışında onlara pek katılmadığı bilinmektedir. Yıllar öncesi Almanya’da kıta sahanlığı sorununun büyük ölçüde gerginlik yarattığı sıralarda bir gün Yunan tavernasına gitmiştik. Türk olduğumuzu söylediğimizde, ”komşu” diye bizi en iyi şekilde ağırladıklarını hiç unutmam. Sonraki yıllarda bazı Yunan diplomatlarıyla dostluğumuz olmuş ve hepsi de sorunları çıkaranlar bizim ve sizin politikacılar demişlerdi.
Türkiye ile Yunanistan arasında yıllardır çözüm bekleyen bir takım sorunların olduğu da gerçektir. Türkiye açısından bunların başında Batı Trakya’da Türk toplumunun seçmeyip Yunan hükûmetinin atadığı bir müftünün olması gelir. Öte yanda Türkiye’nin patrik seçme olanağı bulunmamaktadır. Böyle olunca da aynı durumu karşı taraftan da beklemek Türkiye’nin hakkı olmalıdır.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ikinci önemli sorun; Ekümenlik iddiası ile Heybeliada Ruhban Okuludur. Bu konuların Başbakan’ın Yunanistan’ı ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Papulyas ve Başbakan Yorgo Papandreu arasında görüşülüp görüşülmediğini bilmiyoruz. Görüşülmüşse de kesin bir sonuç alındığını sanmıyoruz.
Heybeliada Ruhban Okulu 1971 yılında her iki ülke arasında çıkan sorunlardan ötürü kapatılmıştır. Bu konu zaman zaman gündeme taşınmış; Fener Rum Patriği Bartolomeos, geçen yıl, ABD televizyonlarında adeta isyan edercesine konuşmuştu.
Heybeliada Ruhban Okulu mahkeme kararıyla kapatılmıştır. Yeniden açılabilmesi için bazı yasal değişik ve yönetmeliklere gereksinim vardır. İstanbul’da yaşayan, sayıları az da olsa vatandaşlarımız olan Rumların, kendi dinlerinde ibadet etmeleri ve onlara dinî yönden önderlik edecek kişilerin yetiştirilmesi de en doğal haklarıdır. Aynı şekilde Yunan tarafının da kendi ülkelerinde yaşayan Müslümanların bu hakkını gözetmeleri gerekir. Kısacası her iki ülke, kendi azınlıklarının sorunlarını çözmek zorundadırlar.
Heybeliada Ruhban Okulu Milli Eğitim Bakanlığı statüsüne göre lise düzeyindeydi. Hiçbir zaman da fakülte olmamıştır. Rumlar, bu okulun özel okul statüsünde açılmasını istiyorlar. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatına göre Türkiye’de dini bir zümre, orta öğretim okulu açamıyor. Böyle bir karar verilmiş olsa bunun önünü kesebilmek oldukça güçtür. Bir takım cemaatler biz de isteriz diye taleplerde bulunabilirler.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun oldukça eskiye inen bir geçmişi vardır. İlk kez Despotlar Manastırı ismiyle 809’da kurulmuş, bir süre sonra Karadeniz’den gelen Kazak akıncıları tarafından yağmalanarak yıkılmıştır. Bizans döneminde Patrik Fotios tarafından onarılmış, Patrik İsoit burada zengin yazmaları olan bir kütüphane kurmuştur. Ancak bu okulun ne şekilde eğitim yaptığı konusunda kaynaklarda yeterli bir açıklama bulunmamaktadır. XVIII. Yüzyıla kadar manastır işlevini sürdürmüş, 1821’de yanmış, 1844’de yenilenmiş, 1894 depreminde büyük zarar görmüş ve 1896’da mimari özelliği olan bugünkü yapı yapılmıştır. Bundan sonra da patrikhaneye bağlı “Ruhban Mektebi” ismiyle Ortodoks din adamı yetiştirmeye başlamıştır.
Statüsü 1951 yılında bir bakıma teoloji lisesine dönüştürülmüştür. Okulun teoloji bölümü 1971’de yürürlüğe giren özel yüksek okulların kapatılmasını öngören yasa nedeniyle kapatılmıştır. Bundan sonra da 1971–1972 öğretim yılında Özel Heybeliada Rum Erkek Lisesi ismiyle azınlık okulu statüsünde, öğrenimini devam ettirmiştir.
Okulun öğrenci sayısının giderek azalması karşısında Fener Rum Patrikhanesi 1984’de Milli Eğitim Bakanlığına başvurarak okul bölümünü kapatmak istemişse de bu istekleri Lozan Antlaşmasının ve diğer ikili araştırmalar yönünden mütekabiliyet isteğinden ötürü kabul edilmemiştir. Bunu izleyen 1984–1985 öğrenim yılında öğrenci sayısı 8’e inince okulda öğrenci yokluğundan eğitim yapılamaz duruma gelmiştir. Türkiye’de bulunan kiliselerde görev yapan din adamlarının T.C. Vatandaşı olma zorunluluğu da hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Fener Rum Patrikhanesi, zaman zaman Lozan Antlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı imtiyaz talepleri ve bunu ekümenik olma iddiası ile bütünleştirmiştir. Heybeliada Ruhban Okulu, Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde “Özel Rum Lisesi” olarak açılabilir ve bu durum Vatikan benzeri bir modelle karıştırılmamalıdır.
Ekümeniklik bunun dışında bir konudur. Grekçe “Oıkoumene” sözcüğünden gelen Ekümeniklik tüm dünyada yaygın olarak yaşayan Ortodoks Hıristiyanların, Anglikanların ve Protestanların birleştirici dinî ve ruhani lideri olma özelliğidir. Büyük bir din birliği veya dinler arası işbirliğini sağlayan dayanışmadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin bu konuyla alınmış ilgili bir kararı vardır; “Türk topraklarında kalmasına izin verilen azınlık kilisesi statüsünde olduğuna, ekümenik iddiasının yasal dayanağı olmadığına karar verilmiştir.”
Başbakan, Yunanistan’a dostluk mesajları verirken “Ekümenik Patrik, ecdadımı rahatsız etmediğine göre beni de rahatsız etmez”, Yunanistan Başbakanı Papandreu’nun da “Bugün çok cesur adımlar attık” dediklerini basından öğreniyoruz.
Böyle olunca da Heybeli Ruhban Okulu ile Ekümeniklik meselesinin her iki devlet adamı arasında konuşulduğu sanılıyor. Başbakanı, Ekümenikliğin rahatsız etmediği böylece anlaşılıyorsa da bu konu Türk halkını rahatsız eder mi?
Yeni bir Vatikan örneği ortaya çıkar mı? Onu bilemiyoruz!..
Sonucun ne olacağını önümüzdeki günlerde iç politikadaki tansiyonumuz düşecek olursa hep birlikte göreceğiz.
Erdem Yücel
Kenthaber