Açılan İlk İstif: Basamaklı Piramitler "KAYIP KITALAR KİTABI 12" [Günay Tulun]


Yığa yığa*, ama istifleye istifleye* gittik ya!
İşte o istifi fazla büyütmeden giriyorum konuya…
Son sözcüklerden başlasam daha kolay olacak gibi…
Basamaklı piramit denince, akla hemen, bugün Çin sınırları içinde kalan dağlık “Qin Ling Shan” bölgesindeki, giriş çıkışı yabancılara yasaklanmış topraklar geliyor. Asker ya da polisçe alınmış özel bir önlem şeklinde değil bu yasaklama… Bölgedeki tüm kent, kasaba ve köylere birer yazı gönderilmiş. Hepsi o kadar.
O kadar ama emri dinlemeyenin cezasının idam olduğunu da biliyor herkes.
Çevrede var olan birkaç kent, kasaba ve köyde yerel halk arasından seçilmiş özel muhbirler var.
İşte, o muhbir korkusu yetiyor herkese…
Konumuz; içinde Ön-Türkçe yazılar ve çok değişik teknikler kullanılarak mumyalanmış insan cesetlerinin bulunduğu söylenen yüz civarında piramitle yüksekliğinin üç yüz metre civarında olduğu söylenen, bir başka piramit…
Sonuncu piramit, “Beyaz Piramit” olarak ünlenmiş.
Üç yüz metre olarak verdiğim yüksekliğini abartılı bulanlar da var.
Anlatılanları bir araya topladığımızda, bu piramitlerin tamamının; Tiwanaku piramitleriyle benzer teknikte yapılmış, basamaklı piramitler olduğunu görüyoruz. Aynen Sümer piramitlerinde olduğu gibi…
Mısır’dan çok çok önce yapıldığı söylenen bu piramitlerin içi; odalar, mumyalar, Ön-Türkçe olduğu söylenen binlerce tablet, bazı heykel, resim ve çizimlerle doluymuş. 
Önceleri yerli halka giriş çıkışın serbest olduğu bu bölgeyle ilgili olarak, Çin; son yıllarda bu işin üstüne, aşırı sansürcü bir zihniyetle eğilmeye başladı. Yaşadıkları çevreyi bölge halkına yasaklayacak kadar ileri gitmişler… Piramitler ve bunun doğal sonucu olarak, tarihin ta kendisiyle de oynamaya başlamışlar.
Ortaya çıkan eski ve yeni uydu fotoğraflarına göre piramitlerde büyük tahrifat gözlemleniyor. Piramitlerin uydulardan görülmemesi için üzerlerini toprakla örtüp ağaçlandırma yapmışlar. Bunun sonucunda da içeri sızan sular, tabletler de dâhil olmak üzere her şeyi tahrip etmeye başlamış. Her şey derken; mumyaların, duvar resimlerinin, içerdeki eşyaların ve heykellerin de aralarında bulunduğu eserlerden söz ediyorum.
Bu saydıklarım, olayın önemini anlatmaya yetmiştir umarım.
Piramit tepelerinin tıraşlanması da bu tahribatın hızlanmasını getirmekte…
Bir zamanlar bu konuyla ilgili olarak şöyle yazmışım: 
“Hemen söyleyeyim. Sakın yanlış fikre kapılmayalım.
Ben bunlar muhakkak Türk piramitleridir demiyorum.
Öyle olduğunu iddia edenler olduğu gibi, ‘Hayır, Çin piramitleridir.’ diyenler de var. Bu yüzden ne olduğunu öğrenmek için daha fazla vakit kaybetmeden, hatta derhâl; bu eserlerin bilimsel taraması yapılmalı, damgaların yapılış tarihleri saptanmalı, mumyalar iyice çürütülmeden ayrıntılı bir tıbbi incelemeden geçirilmeli, piramitlerin üzerindeki ağaçlandırma ve tarım faaliyetleri durdurulmalı, her şey eski hâline getirilip zarar verilen yerler onarılmalı... Çinli tarih düşmanları da buna hemen izin vermeli."
Bugünse; içerideki Türk damgalarının fotoğraflarını görüp, Çin’in anormal bir yoğunlukla uyguladığı sansürün hâlâ sürmekte olduğunu öğrendikçe; Çin, piramitlerle çevresindeki eserlerin doğal yolla tahribatını hızlandıracak sinsi eylemleri yaptıkça; bunların Türk eseri olduğuna daha bir inanır oldum.
Bu eserler Çin’e ait olsa bu işlemlerden hiçbiri başlarına gelmez, tam tersine, allanıp pullanarak dünyanın gözleri önüne serilirdi. 
Mu’nun, Uygurların ve tabii ki Türk tarihinin çok önemli izlerinin Çin’in marifetiyle silinmekte olduğuna inanıyorum. Hatta olayı sürekli takip edenlerden olduğum için açıkça söyleyebilirim ki; “Biliyorum artık!”  
Aynı olayları; Araplar, Ermeniler, Yunanlılar, İranlılar, bazı Avrupa ve Balkan Devletleri de yapmıştı. Bizse onlardan kalan eserleri restore etmekle meşgulüz.
Bugüne kadar, Türk kökenlerinden hoşlanmadığı için kılını kıpırdatmadığı ve Arap hayranı olduğu yolunda yorumlara muhatap olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Hükûmeti başta olmak üzere, bazı siyasi çevrelerde bu konunun üzerine gitmeli… Kurumlar ve sivil toplum örgütleri harekete geçmeli... Etkin dış güçlerin de bu hareketin içinde yer alması sağlanmalı... Yoksa bizler sallandıkça, sonunda araştırma yapılacak eser kalmayacak.
Bilim adına konuşursak, ne piramidi olursa olsun; yapılanlar çirkin ve rezilce bir davranış. Dünya insanının mirasını çalıp, ona ait eserleri kendisinden gizlemek; haydutların, çapulcuların, korsanların eylemlerinden farksız… Rezillikse yalnız rezillere yakışır!
Ya bizim bilim insanı olduğu söylenen akademisyenlerimizi nasıl kandırdıklarını ballandıra ballandıra anlatışlarına ne demeli ki? 
Bizimkiler soruyormuş: 
- Sizin orada Beyaz Piramit, Türk piramitleri denen birtakım yapılar varmış, aslı ne bu işin?  
Cevaplıyorlarmış: 
- Yok canım, onlar piramit değil. Büyük kurganlar. Biz onların üstünde tarım yapıyoruz. 
Sonra o bizimkiler sağda solda aynen şöyle konuşuyorlarmış: 
- Yok canım, onlar piramit değil. Büyük kurganlar. Çinli köylüler onların üstünde tarım yapıyor.
Adamların aklına hiç gelmiyor ki, piramidin üzerine toprak atarsan kurgan da olur höyük de... Allah'ım sen aklıma mukayyet olmamı sağla! O piramitlerin çevresinde tarım yapılabilecek kilometre karelerle ifade edilen dümdüz ve verimli araziler varken, sanırım spor olsun diye kurgan dedikleri piramitlerin tepesine çıkıp tarım yapıyorlar. Taş üstünde tarımın müthiş verimli olduğuna dair bir bildikleri vardır mutlaka. Vardır da olsa ne olur olmasa ne olur. Piramitlerin tepesi alt tarafı kaç metre karelik alan ki. O tepeleri istediğin kadar tıraşla, tahrip et, düzleştir; yetiştireceğin ürün de bire yüz veren dünya dışı süper bir şey olsun; alacağın ürün kaç kilogram edecek ki? Üstelik orada tarım marım yapılmadığını hepimiz biliyoruz. Piramitleri gizlemek ve artık açıkça söylemem gerekir ki, doğal yöntemlerle bilinen sona yani yok oluşa götürmek için ağaçlandırma yapılıyor.

Çinlilerin piramit masalına inanana bilimci diyemem.
Hele hele, gördüğünü anlatan ve hatta fotoğraflayan aklı başında insanları itibarsızlaştırmaya kalkmalarını, Çin masallarını savunurken de arslan kesilmelerini hiç anlayamam. Küçük kalmakta ısrar eden yerli malı bilim dünyamız, bugüne kadar piramitler konusunda da "Görme, duyma, daima sus!" oyununu oynuyor ama bir gün gelecek, bu oyun yüzünden hepsi mahcup olacak. Ne yazık ki, televizyon kanallarından birinde tarihle ilgili program yapan, program esnasında televizyonların kamu hizmeti yaptığını unutarak sağa sola çatıp duran Murat Bardakçı adlı kişi de o grubun önderlerinden. Hemen üstte; aşağı, yukarı oluş şeklini verdiğim Türk-Çinli sohbetinin aynısını televizyonlar başında bizlere yaşatan biridir o...

Piramitler yalnız; Mısır, Meksika, Bolivya gibi Güney Amerika ülkelerinde ve Orta Asya ile Çin'de boy göstermiyor. Trakların ve Karyenlerin yürüyüş yollarında, örneğin; Sudan, Türkiye, Yunanistan, İtalya, Bosna gibi ülkelerde de var. Hemen hepsinin üzerleri höyüklerdeki gibi toprakla örtülü. Yalnız bu örtü, geçen zamanın etkisi altında doğal yollarla oluştuğundan, koruma hizmeti de görüyor.

1975 ya da 76 yılında İstanbul'daki bir bankanın Kuledibi'ndeki şubesine, o şubede çalışan Önder adlı bir memurun arkadaşlarıyla birlikte gelen; "paraları olmadığı için ülkelerine dönemediklerini bu yüzden de ellerindeki uzun çalar plakları satmaya çalıştıklarını anlatan" ve herkesin Çinli sandığı iki Uygur gelmişti. İstedikleri fiyatları pazarlıksız verip ellerindeki tüm plakları aldığım ve kendilerine çay ikram ettiğim için mutlu olmuş, karşılığında bana hediye vermek istemişlerdi. "İstediklerini al!" diyerek gösterdikleri çok sayıdaki siyah-beyaz fotoğraflardan en üstteki birini aldım. Israrla al demeye devam ettiler. Bir daha bir daha derken dört fotoğrafta karar kıldım. Bozkırın ortasında tek sıra hâlinde sıralanmış insan heykelleri, yine benzer şekilde sıraya dizilmiş hayvan heykelleri, atların otladığı bir alanın arka fonunda görünen bir basamaklı piramit; sonuncusu da uzaktan başka piramitlerin göründüğü oldukça büyük, basamaklı bir piramit...

Söylemeye utanıyorum ama o piramitlerin Mısırlılara ait olmadığını ne yazık ki yıllar sonra öğrenebildim. Yalnız bu fotoğraf olayı bile Çinlilerin tarım alanı masalını benden uzak tutmaya yeter. Dileyen bu yüzden bana laf kakmış, dalga geçmiş; umurumda bile olmaz. Ben onlara saftorik bilim insanı gözüyle bakarım, onlarsa bana hayalci diyerek dikkate bile almazlar. Bu da bana "Vız gelir, tırıs gider!" Sonuçta; ne tarihsel gerçekler değerinden bir şeyler yitirir ne de ben!
Çin’in bu yaptıkları, aslında çirkin politik nedenlere dayanıyor.
Asya’nın birçok yerinde işgal ettikleri ve hâlâ terk etmedikleri ülkelerden biri de aslında eski Çin’in gerçek sahibi olan Uygurların ülkesi.
Bugün, şanı büyük ”Gök Bayrak”ın; göklerinde özgürce dalgalanması gereken ve tarihsel adlarından biri “Uygur Eli” olan ”Uyguriye”, Doğu TÜRKİSTAN’da. Doğu Türkistan’ımız da ne yazık ki, 1949 yılından bu yana, sık sık vahşet sahneleriyle gündeme gelen, Çin işgali altında.
Ülkemizin içinde, her konuda arslanlar gibi kükreyen tek parti hükûmetiyse olayları görmezden geliyor. Üstüne üstlük, kutsal Uygur direnişinin öncülerinden “Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir”i de Türkiye’ye sokmuyor. Bu olay defalarca, hatta son günlerde de tekrarlandı. Birçok ülkenin vatandaşına vizesiz giriş olanağı verilirken, ”Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir”in, önemli bir düğün için davet edildiği Türkiye’ye girişine bir kez daha engel kondu. Anlaşıldığına göre Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti; Türk Uygurların konusuna duyarsız, Türk Rabia Kadir’i Türkiye’ye sokmamaktaysa kararlı…
Oysa işlerine geldiği zaman siyasetlerine alet ettikleri Demokrat Parti; 1953 yılında Uygur sığınmacılarına kucak açmış, onları Afganistan ve Pakistan'dan toplayıp, Türkiye'ye getirmişti.
Çin'in yaptıkları nasıl politikse Hükûmet'in yaptıkları da öyle... Çin'den; ucuz, tapon hatta sağlığa zararlı malları bile getirebilip Türkiye'de dilediği fiyatlarla satan iş adamlarına yönelik karşılıklı oy-kâr dengesi...
Maazallah! Çin, o malları ya vermezse...
Bilmem anlatabildim mi?
Son bir cümle: Uygur sözcüğünün başında yer alan "Uy" sözcüğü Kadim Türkçede ne anlama gelir bilir misiniz? Kızılderili dediğimiz insanların dilinde "u, üy, uya, ut, utah, utağ, utara" ne anlama gelirse o... Yani evyuva!

Günay Tulun
* Yığmak: Bir araya getirmek, biriktirmek, toplamak,
tepe oluşturacak şekilde üst üste koymak.
* İstiflemek: Stoklamak, düzgünce üst üste yığmak
  KAYIP KITALAR KİTABI" adlı serinin bir önceki yazısı "Piramitle Piramit” ve 
kısa süre içinde yayına girecek bir sonraki yazısı "Bir başka Ergenekon"u,
site ana sayfasındaki  "*YAZILAR ARŞİVİ" bölümünden seçebilirsiniz

  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

TÜM SİTEYİ DİLDEN DİLE ÇEVİRMEK İÇİN, "DİLİ SEÇİN"İ TIKLAYIN