Göktürk-2 ve Bilge Kağan’ın 1300 Yıl Sonra Gerçekleşen Kehaneti [Ömer Sağlam]

Makaleler, Nisan 2012'den beri redakte edilmemekte ve
eser sahibinin gönderdiği özgün hâlde yayınlanmaktadır
Her milletin olduğu gibi, büyük Türk Milleti’nin de mukaddes değerleri vardır. Bu değerler, günü geldiğinde etrafında millet olarak kümeleşip yumak olacağımız değerlerdir. Mukaddes değerlerimizi Dini Değerler ve Milli Değerler olarak iki ana gruba ayırmak mümkündür. Dini değerlerimiz, aynı dine mensup milletlerin ortak mukaddes değeri olarak çok daha geniş kapsamlıdır. Milli değerlerimiz ise Türk Milleti’ne özgü olmakla, çok daha dar kapsamlıdırlar. Milli değer denilen şey, bazen bir kavram, bazen bir kişi, bazen bir gelenek, bazen bir davranış kalıbı ve bazen de bir coğrafi yer adı veya coğrafya parçası olabilir. 

Mesela Türk Milleti için Oğuz Han, yani Mete bir Milli Değer’dir. Atilla, Bumin Kağan, Bilge Kağan, Tonyukuk, Alparslan, Osmangazi, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Mustafa Kemal Atatürk de öyledir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti de milletimiz için birer milli değerdir. Tarihe vurduğumuz birer damga ve milletimizin yaratmış olduğu harika markalardır.

Alper Tunga Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Ergenekon Destanı, Dede Korkut Hikâyeleri de bizim için birer milli değerdir. Tıpkı Malazgirt, Miryakefalon, Niğbolu, Kosova, Varna, Çaldıran, Mohaç, Preveze, Kanije, Pilevne ve Dumlupınar zaferlerinin de birer milli değer olduğu gibi.

Bunların yanında bir de coğrafi yer adları vardır milli değerlerimizin içinde. Mesela Türk Milleti için Orhun Nehri, Altay ve Tanrı Dağları, Ötüken Ormanı, Ergenekon Vadisi gibi destansı yer isimleri de kesinlikle birer ortak milli değerdir. 1970’li yıllarda geçen lise yıllarımızda sıklıkla söylediğimiz bir marş vardı. Sözlerine bayılırdım bu marşın. Söylerken tüylerim diken diken olur, sanki Vu Irmağı’nı aşıp Çin Sarayı’na baskına giden Kürşad’ın komuta ettiği serdengeçtilerin içinde veya Çin’e karşı hürriyet mücadelesi verirken şehit olan Çiçi Han’ın ordusunda hissederdim kendimi. İçinde birçok ortak milli değerimizi taşıyan ve “Kürşad Marşı” olarak da bilinen bu marşın bazı sözleri şöyleydi:

Yufka yüreklilerle çetin yol aşılmaz,
Çünkü bu yol kutludur gider Tanrı Dağı’na.
Delinse yer, çökse gök, yansa kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yürürüz yine yayan.


Kürşad'ın narasıyla indik Tanrı Dağı’ndan
Ruhumuzu kandırdık Orhun'un kaynağından,
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur.
Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur.
Birkaç gün önce Çin’den gökyüzüne fırlatılan uydunun “Göktürk” ismini taşıdığını duyunca, ne yalan söyleyeyim, birbirinden farklı duygular yaşadım. Doğrusu, Milli Değerlerimizden birisi ve belki de en önemlisi olan “Ergenekon” ismini, var olduğu söylenen bir terör örgütüne verenlerin ve Anayasa’dan “Türk” ismini çıkarma manevraları yapanların, nasıl oldu da Ergenekon Destanı’nı yaratan Göktürklerin ismini bir uyduya verebildiklerinin şaşkınlığını yaşıyorum hâlâ! 

Evet, yanlış duymadınız. Göktürkler, tarihte “Türk” ismini resmi devlet adı olarak kullanan ilk Türk devletidir. Diğer birçok Türk Devleti, devleti kuran kişinin ya da hanedanın adıyla anılırken Göktürkler, devletlerine “Türk” adını vermişlerdir ki; yazılı Türk tarihi de zaten Göktürk Devleti ile başlar. En eski Türk Alfabesi Göktürk Alfabesi’dir, en eski Türk yazıtları da en azından şimdilik Göktürk yazıtlarıdır. Diğer adıyla Orhun Anıtları veya Orhun Abideleri. Yani özetle; Türk adını tarihe ilk kazıyan Türkler, Göktürklerdir. O bakımdan, birkaç gün önce uzaya fırlatılan istihbarat amaçlı uydunun adının Göktürk olması, milletimiz için son derece anlamlıdır.

Bilindiği gibi Göktürkler, Gökten indiklerine ya da en azından Gökler tarafından, yani gökteki varlık (Tanrı) tarafından kutsandıklarına inanan insanlardı. Bunu İkinci Göktürk Devleti’nin ünlü Kağanı Bilge Kağan’ın Orhun Abideleri’nde bulunan Ben, Tanrı gibi gökte doğmuş Türk Bilge Kağan… Ben ki Tanrı’nın izniyle tahta oturmuş Türk Bilge kağan… Üstte mavi gök, altta kara yer yaratıldığında ikisi arasına insanoğlu yaratılmış.
insanoğlu üstünde atalarım Bumin Kağan, İstemi Kağan Hükümdar olmuş. Türk milletinin ilini tutmuş töresini düzenlemişler…”
şeklindeki sözlerinden de anlamak mümkündür.


Dolayısıyla; Göktürk isimli uydunun gökyüzüne gönderilmesiyle, bir anlamda Göktürkleri geldikleri yere, yani gökyüzüne göndermiş olduk! Böylece Bilge Kağan’ın 1300 sene önce “Ben, Tanrı gibi gökte doğmuş Türk Bilge Kağan” şeklinde dile getirmiş olduğu kehanet de gerçekleşmiş oldu! Bu sebeple uyduya “Göktürk” ismini vererek Bilge Kağan’ın kehanetinin gerçekleşmesine yardımcı olanlara içtenlikle teşekkür ediyorum!

Uyduya Göktürk isminin verilmesi bilinçli miydi ve bu ismi verenler acaba Göktürk Devleti’nden mi esinlendiler bilmiyoruz. Bana sanki “Gökteki Türk Uydusu” veya“Gökteki Türk” isimlerinin kısaltılmışı gibi geliyor ama yine de uyduya bu ismi verenleri kutluyorum. Belki de farkında olmadan güzel bir jest yaptılar Milletimize. Üstelik uydunun, Çin’den fırlatılmış olması da ayrı bir jest olmuştur milletimiz için. Çünkü Türklerin yeniden dirilişi ve yeniden yeryüzünde görülmesi, Çin Devleti’nin Türklere karşı uygulamış olduğu soykırımdan sonradır. Ergenekon Destanı işte bu dirilişi ve yeniden doğuşu konu alır(*).

Bu bakımdan uyduya verilen “Göktürk” isminin, Göktürk Devleti’nden mütevellit olmayabileceğini şunun için söylüyorum: Eğer, Göktürk ismi bilinçli olarak seçilmiş olsaydı, milletimiz için çok anlamlı olan ve vazgeçilmez durumdaki “Ergenekon” ismi, var olduğu söylenen bir Terör örgütüne isim olarak asla verilmezdi. Televizyon ekranlarına bilinçli olarak çıkartılan Türk ve Türklük düşmanı bir kısım zevatın, ağızlarından tükürükler ve salyalar saçarak hakaretlerine maruz bırakılmak suretiyle toplumun gözünde bu kadar tu kaka durumuna düşürülmezdi. Hayatı, Ergenekonla yatıp, Bozkurt’la kalkan insanlarla uğraşmakla geçen Doğu Perinçek’in, Yalçın Küçük’ün ya da diğer solcuların Ergenekon’la ne işleri olabilir ki? İşte sırf bu sebeple bile ben, yargılaması halen devam eden bu örgüte Ergenekon adının verilmesinin makul ve mantıklı olmadığını düşünüyorum…


Ömer Sağlam
_____________
(*)bkz.“Türklere uygulanan soykırım ve Kuzen Geronimo” başlıklı makalemiz,

  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

TÜM SİTEYİ DİLDEN DİLE ÇEVİRMEK İÇİN, "DİLİ SEÇİN"İ TIKLAYIN