Diyanet’e Göre Karı Dövmenin İncelikleri* [Ömer Sağlam]

Bu gruba ait tüm sitelerde yayınlanan makaleler, hiçbir dönemde sansür edilmemiştir. Ayrıca Nisan 2012′den bu
yana da redakte edilmediğinden, doğrusu ve yanlışıyla eser sahibinin gönderdiği özgün hâlde yayınlanmaktadır. 
Bugün “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”. Sözüm ona bugün, dünyamızın süsü, varlığımızın kaynağı ve dünyayı yaşanası kılan nadide varlıklar olan analarımızın, bacılarımızın ve kadınlarımızın özel günü. Ancak gelin görün ki; bu dünyada en çok zulme uğrayan, en çok işkenceye maruz kalan, en çok horlanan, itelenip kakılan insanlar da yine kadınlardır. Kadınları, en çok horlayan, hırpalayan ve çoğu kere ölümle sonuçlanacak biçimde onlara şiddet uygulayanlar da kocalarıdır. Erkekler, gerçekten de anlaşılmaz varlıklardır! Karısı için hem “İnsanın karısı, canının yarısı” der, hem de kalkar, canının yarısı olarak tarif ettiği karısına türlü şekillerde şiddet uygular…

Üzülerek söylemek gerekirse; kadına yönelik şiddetin yoğunlukla yaşandığı ülkeler, genelde ülkemizin de içinde bulunduğu İslam ülkeleridir. Ve ne yazık ki; İslam Dünyası’nda yaşayan erkekler, karılarını dövme konusunda kendilerine dinden referans bulurlar! Yani İslam’ın, karılarını dövme konusunda Müslüman erkeğe ruhsat verdiğine inanırlar! Çünkü kutsal metinlerde (Ayet ve hadislerde) bu yönde hükümler bulunduğunu iddia ederler.  Ve ne yazıktır ki; böyle düşünen ve bazı Kur’an ayetlerinden bu yönde mana çıkaran din adamları da bolca bulunmaktadır Türkiye’de ve İslam Dünyası’nda. Bu şekilde düşünen din adamlarının kümelendiği ve yoğunlukla bulunduğu kurumlardan birisi de hiç kuşkusuz Diyanet İşleri Başkanlığı ve başkanlığın yönetimindeki vakıf ve derneklerdir. Bu insanlar, özellikle Nisâ Suresi’nin 34’üncü ayetinin, karılarını dövme konusunda erkeklere yetki verdiğini iddia ederler. Kur’an’ın diğer birçok ayetinde ve hadislerde kadınlara ilişkin düzenlemeleri görmezden gelerek, sadece bir kelimeye saplanıp kalmışlardır bu adamlar. Nedir o kelime? “…Ve onları dövünüz” anlamı da verilen “Ve’dribûhünne” kelimesidir…

Diyanet’e Göre Kadınlar Dövülür!
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayını olan bir meâlde Nisâ Sûresi’nin 34. Âyeti Kerîmesi’nin anlamı şöyle verilmektedir: “Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zamanda koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itâat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür”(1).

Türkiye Diyanet Vakfı yayını olan bir meâlde ise söz konusu ayetin anlamı şu şekilde verilmektedir: “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür”(2).

Söz konusu meâlde âyetin anlamı bu şekilde verildikten sonra şöyle bir yoruma da yer verilmiştir: “Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi olmalarını tabii kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslam’da devlet başkanından aile reisine kadar her idareci ilahi talimata göre hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir. İdare eden veya edilen bu talimatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse müeyyide uygulanır. Burada bahis mevzuu olan zevcenin itaatsizliğidir. Çare olarak önce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha sonra da dövme tavsiye edilmiştir. Kur’an-ı bize tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.) hiçbir zaman kadın dövmediği gibi, -Kadını eşek döver gibi dövüp de günün sonunda onu koynunuza alıp yatmanız olacak şey midir?- buyurarak ümmetini uyarmıştır. Dövme müeyyidesi kullanıldığı takdirde kadının canını yakmayacak ve vücudunda iz bırakmayacak şekilde uygulanması gerektiğini de ifade buyurmuştur. Şu halde dayağı İslâm getirmemiş, aksine onu hafifleterek ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Ayrıca kadına da, kocasından şikâyetçi olması halinde hakem ve hâkime başvurma, hakkını arama imkânı vermiştir”(3).

Bu mealin 1998 yılında yapılan 5. Baskısı ve yine aynı kurum tarafından 2000 yılında yayınlanan “Kur’ân-ı Kerîm Açıklamalı Meâli” isimli Türkçe meâlde de söz konusu âyet aynı şekilde tercüme edilmiş ve yine aynı yorumlara yer verilmiş bulunmaktadır. Türkiye Diyanet Vakfı’nın resmi internet sitesinde bulunan Kur’an-ı Kerim Meâli(4) ile Vakfın yayını olan meâli (ve dolayısıyla bu mealin internet sitesindeki halini) hazırlayan ekip tarafından hazırlanarak “RABITA” isimli örgüt tarafından Medine’de yayınlanan “Kur’an-ı Kerîm ve Türkçe Açıklamalı Meali” isimli eserde de söz konusu ayet aynı şekilde tercüme edilmiştir ve yine aynı açıklamalara yer verilmiştir(5).

Görüldüğü gibi, DİB’nın meâlinde dayak konusu yorumsuz olarak zikredilmiş, bir anlamda dayak konusuna çekincesiz girilmiş, TDV’nın yayını olan meâlde ise Hz. Peygamber’in bu konuda var olduğu söylenen hadislerine dayanılarak konu yumuşatılmaya çalışılmıştır. Ancak dayak konusu bu meâlde de reddedilmemiş, eğer uygulanacaksa, kadının canını acıtmayacak ve vücudunda hasar yaratmayacak biçimde uygulanması tavsiye edilmiştir. Oysa dayağın caydırıcı olabilmesi için can yakıcı olması esas olmalıdır ki; Hz. Peygamberin bu konuda var olduğu söylenen hadislerinin (özellikle de benzetme sebebiyle sanki eşeklerin dövülmesine izin veriyor görüntüsü veren hadisinin) sahih olup olmadığı da herhalde tartışma konusudur.

1983 yılında kadının dövülmesi konusuna, öğüt verme ve yatakları ayırma şeklinde alınacak tedbirleri müteakiben hiçbir açıklama ve ön şart getirmeksizin “nihayet dövün” şeklinde adeta cumburlop dalan Diyanet İşleri Başkanlığı, ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri dikkate alarak yeni bir meal hazırlama gereği duymuş ve kendi çalışanlarına yeni bir Kur’an meali hazırlatmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı adına Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri Doç. Dr. Halil Altuntaş ve Dr. Muzaffer Şahin tarafından hazırlanan “Kur’ân-ı Kerîm Meâli” isimli eserin 2002 baskısında ve bu meâlin, adı geçen kurumun internet sitesinde yayınlanan nüshasında Nisâ Sûresi’nin 34. Âyeti’nin anlamı şöyle verilmiştir:
Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.”(6). Söz konusu meâlde, âyetin anlamı bu şekilde verildikten sonra, diğer bazı açıklamalarla birlikte şu açıklamalara da yer verildiği görülmektedir:
“Mü’minler için en güzel örnek Hz. Muhammed Aleyhisselamdır. Bu ayet-i kerimeyi en iyi anlayan da şüphesiz ki odur. Kesin olarak biliyoruz ki o ömründe bir defa olsun elini kaldırıp bir kadına vurmamıştır. ‘Kadınlarını dövenleriniz iyileriniz değildir’ buyuran da odur, ‘İçinizden biri, karısını köle döver gibi dövüp sonra da gece onunla yatabilir mi?’ diyerek karı koca ilişkilerinin sevgiye dayanması gerektiğine dikkat çeken de odur. Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde ancak çok can alıcı konulara temas etmiştir. Bu hutbesinde kadınların haklarının gözetilmesini ve bu konuda Allah’tan korkulmasını özellikle vurgulamıştır. Kadının, evlilik sorumluluklarını yerine getirmemek, kocanın haklarını ihlal etmek, onun şahsiyet ve vakarını zedeleyici tavırlar sergilemek veya iffet ve namusunu tehlikeye sürükleyebilecek durumlara meyletmek gibi olumsuz davranışlara girmesi halinde, aile yuvasının devamını sağlamaktan birinci derecede sorumlu olan kocanın, içine düştüğü mecburiyetten dolayı bazı tedbirlere başvurması tabiidir. Bu tedbirler, zaman, mekân ve sosyal şartlara göre farklılık gösterebilir. Ayette son seçenek olarak zikredilen darp meselesi de çok istisnai bir tedbirdir. Böyle bir tedbirin fayda getirmeyeceği, tam tersine zarar getireceği bilinen durumlarda, İslam bilginleri, kesinlikle bu seçeneğe başvurulmaması konusunda ittifak halindedirler.”(7).

Diyanet’e Göre: Kadın=Köle=Eşek!
Görüldüğü gibi, 1983 yılında serkeşlik eden veya kocalarına başkaldıran kadınları üçüncü tedbir olarak ve ön şartsız dövdüren Diyanet İşleri Başkanlığı, 2000’li yıllara gelindiğinde fikir değiştirmiş, dayağı kaldırmasa da en azından belli şartlara bağlamış;“Öğüt ve yatak ayırma tedbirleri fayda vermez ve mecbur kalırsanız onları hafifçe dövün…” demiştir. Ayrıca Türkiye Diyanet Vakfı’nın mealini hazırlayanlar, peygamberin hadisinde sanki dövülebileceği ima edilen yaratığı “eşek” olarak zikrederlerken, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mealini hazırlayanlar, bu yaratığın “köle”olduğunu zikrediyorlar.
Hz. Peygamber, her iki yaratığı da söylemiş olamayacağına göre; bu durumda O’na nispet edilen rivayetlerden en az birisi (veya her ikisi de) yanlış veya uydurma demektir. Aksi takdirde eğer doğruysa; Diyanet, eşekle köleyi ve hatta köle ile kadını eşit tutuyor demektir ki; bu, son derece yanlış bir düşüncedir ve insanlık onurunun ayaklar altına alınması anlamına gelmektedir. Muhammed Esed de Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenen hadiste “…döver gibi” fiiline muhatap gösterilen canlının “köle” olduğunu söylüyor(8).

Oysa ister “…köle döver gibi…” denilsin, isterse “… eşek döver gibi…” denilsin, her iki söylem de Hz. Peygamber’e yakışan bir söylem değildir. Çünkü bu durumda; Hz. Peygamber’in, kölelerin ve eşeklerin dövülmesine izin vermezse bile en azından göz yumduğu gibi bir anlam çıkar ki; böyle bir durum en başta Peygamberlik kurumuna uygun değildir. Hele hele benzetme ve kıyaslama maksadıyla yapılmış olsa da kadınların eşeklerle kıyaslanması olacak şey değildir. Şahsen bu rivayetlerin, uydurma ve Hz. Peygamber’e iftira niteliği taşıdığına inanıyorum. Böyle uydurma olma ihtimali çok yüksek bir hadisin, nasıl olup da Diyanet yayınlarında, üstelik de Kur’an meali gibi ciddi bir eserde yer alabildiğini aklım ve hafsalam bir türlü almıyor benim. Üstelik başka bazı Diyanet yayınlarında kadınların dövülebileceğine mesnet teşkil ettiği söylenen hadislerin zayıf ve uydurma olabileceği ima edildiği halde yapılıyor bütün bunlar.

Çünkü Tefsir sahasında ülkemizde yazılmış en yeni ve en son eser olan “Kur’an YoluTürkçe Meâl ve Tefsir isimli eserde Nisâ Sûresi’nin 34. Âyeti’nin anlamı; “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah’a itaatkârdır. Allah’ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hukukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür” şeklinde verildikten sonra, şu açıklamamalara yer verilmiş bulunuyor:  
Dövme tedbiri ve hükmünün bu ayet dışında en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz kadınların dövülmesini menetmekte, eşlerini dövenlere –hayırsız- demekte, bu davranışla aynı yuvayı ve yatağı paylaşmanın bağdaşmazlığına, insanî ve ahlakî olmadığına dikkat çekmektedir(Buhârî, “Nikâh”, 93)…”(9).

Bu açıklamada dikkatimizi çekmesi gereken husus şudur: Hz. Peygamber’in çok daha sahih hadislerinde kadınların dövülmesini yasakladığına ve Hz. Peygamber, Kur’an’da bulunan bir hükmü kendiliğinden yasaklayamayacağına göre; acaba Nisâ Suresi’nin 34’üncü ayetinde geçen “Ve’dribûhünne” emrini nasıl anlamak gerekiyor? Bu emri kim nasıl anlar bilmiyorum ama ben bu emri, kadınlardan bir süre uzaklaşmak, onları aile saadetinden ve cinsel yaşamdan belli bir süre mahrum bırakmak şeklinde yorumlayanlara katıldığımı belirtmek istiyorum. Bu tedbirlerle de uslanmayan kadına uygulanacak tedbir, herhalde onu dövmek değil, onu boşamak olmalıdır. Aynı durum şüphesiz erkekler için de geçerlidir. Aynı durumdaki erkekler de pek ala eşleri tarafından aynı muamelelere tabi tutulabilirler/tutulabilmelidirler.

Zira günümüz dünyasında artık, erkeklerin ekonomik ve sosyal statü olarak kadınlara üstün kılınması ve ailenin geçimi için kendi mallarından harcamak zorunda kalması ve ailenin reisi olması gibi onlara üstünlük sağlayan şartlar artık önemini yitirmiş bulunmaktadır. Günümüzde, aynı hususiyetler kadınlarda da bulunmaktadır. Eğer üstünlük, fiziki güç anlamında ise evet ama Allah’ın fiziki güçlerine dayanarak erkeklere eşlerini dövme yetkisi verdiğini söylemek bizzat Allah’a iftira anlamına gelmektedir ki; gününüz hukuk anlayışı, kadınların erkekler karşısındaki, daha doğrusu zayıfın güçlü karşısındaki fiziki eksikliğini hukuki düzenlemelerle gidermeyi amaç edinmiş bulunmaktadır. Bizi bu şekilde düşünmeye iten ise yine yukarıda bahsedilen Diyanet yayınında geçen şu bilgilerdir:
“Bu ayetin geliş sebebi olarak zikredilen bir olay da, esasen Araplar’da âdet haline gelmiş bulunan kadın dövme eylemine Hz. Peygamber’in olumsuz bakışını ve bunu ortadan kaldırma iradesini yansıtmaktadır. Bize göre bu ayette, kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak başvurulabilecek belli başlı yolların insanlığın tecrübeleri ve özellikle içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdeti dikkate alınarak zikredilirken -kocanın karısını dövmesi- eylemine de yer verilmiş olmakla beraber, bu uygulama Hz. Peygamber tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek kötülenmiş, -iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği- kaidesi bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah’ın sözleri ve uygulaması) ayeti neshetmemiş, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.”(10).

Dövülecek Olan Kadın mıdır Yoksa Karı mıdır?
Geçenlerde, eski bir Diyanet çalışanı olan Ayşe Sucu tarafından Halk TV’de hazırlanıp sunulan “İnanç ve Hayat” isimli programa katıldım. Programa telefonla katılan ve haddizatında kendisi de eski bir Diyanet mensubu olan ilahiyat profesörü Abdülaziz Bayındır, Kur’an’daki “Dövme” eylemine katılmakla birlikte, bu eylemin kocanın kafasına estiği gibi ve keyfine göre olamayacağını, bu eylemin, ancak ve ancak evli kadının, erkeğinin namus ve iffetine halel getirecek tarzda başka erkeklere gözünü dikmesi, yani fuhuş ve zinaya eğilim göstermesi halinde geçerli olacağını belirttikten sonra, dövme eyleminin kadınların dışarıdan gözükecek organları üzerinde uygulanmaması lazım geldiğini söylemiştir.  Anlaşılacağı gibi Abdülaziz Bayındır da, dövmeye cevaz veren, ancak dövme eylemine şekil vermeye çalışanlardan birisidir. Demek ki; Abdülaziz Bayındır’a göre de dövülmesi istenilen kadın, fuhuş ve zinaya temayülü olan kadınlardır. Gerçi o, bu hususta yalnız da değildir. Çünkü muteber din âlimlerimizden Elmalılı Hamdi Yazır da kendisi gibi düşünmektedir bu konuda. Şu sözler, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a aittir:
 “…Burada kadın dövülür mü? diye bir şey hatıra gelebilir. Evet dövülmez. Fakat bu ifadede kadın deme(nin), ennaşize; (yani) isyankâr karı demek olmadığı(nın) da unutulmaması gerekir. Sırasına göre insanca olmak üzere bir kez tokat, isyan duygusuyla düşüş ve alçalışa doğru giden, hırçın bir karıya, kadınlık şeref ve terbiyesini vermek için, güzel bir ders olabilir. Şair Ziya Paşa merhum; -Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir- demiştir…”(11)

Anlaşılacağı üzere; M. Hamdi Yazır “Fakat bu ifadede kadın demek ennaşize, isyankâr karı demek olmadığı da unutulmaması gerekir” diyerek, gerektiğinde dövülmesi tavsiye edilen kadının, saygınlığını ve kadınlık vasfını yitirerek isyankâr vasfına bürünmüş karı olduğunu dile getirmektedir.
Kadınların dövülebileceğine delil teşkil eden kutsal metinlerden birisi de hiç şüphesiz Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenen ünlü “Vedâ Hutbesi”dir. Halk TV’deki program sırasında kendisine yöneltmiş olduğum “Vedâ hutbesi de netice bir hadistir. Bu sebeple Veda Hutbesi metninde de uydurma ve bazı ilaveler olabilir mi?”şeklinde sormuş olduğum bir soruya Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır “Evet, olabilir”cevabını vermiştir. 

Diyanet’e Göre Karı Dövmenin Usulü!
Yukarıdan beri çeşitli yayınlarından aldığımız alıntılarla izah etmeye çalıştığımız gibi Diyanet, “Kadın asla dövülmez” demiyor/diyemiyor. Tam aksine “Gerektiğinde dövülebilir” diyor. Nedir bu gereklilik, eşine isyan etmek ve fuhşa meyletmek. Bir de erkeklerin kadınlara üstün kılınmış olmasıdır! Peki, kadını dövmek, onun kocasına itaat etmesi ve fuhuş eğiliminden vazgeçmesi için yeterli midir? Elbette tartışmaya açık bir konudur bu. Esasen, dövme ve dayak eyleminin geçerli olduğu ve kadının zorla baş eğdirildiği bir aile ortamına da aile ortamı ve evlilik denilemeyeceği açıktır. Bu durumda yapılması gereken en akılcı ve insani olan şey, eşlerin boşanmaları olmalıdır. “İslam’da aile kurumu önemlidir” diyerek, ne pahasına olursa olsun eşleri bir arada tutmaya zorlamak, herhalde faydadan çok zarar getirecektir ve bu, temel insan hak ve özgürlüklerine de aykırı bir durumdur.

Bütün bu sakıncalarına rağmen Diyanet, evliliğin devamında ısrar etmekte ve bunun için gerektiğinde bir tedbir olarak dayağın da devreye sokulabileceğini öngörmektedir. Ancak, bu konuda kadına atılacak dayağa şekil vermeyi ve erkeklere eşlerine atacakları dayağın usulünü öğretmeyi de ihmal etmiyor pek muhterem hocalarımız, ne güzel!

1990’ların sonunda karılarımızı “EŞEK” veya “KÖLE” döver gibi pata küte değil,(HAFİFÇE) dövmemizi öğütleyen Diyanet, bizim bu genel ifadelerden hiçbir şey anlamayacak derecede aptal olduğumuzu düşünmüş olacak ki; 2000 yılında biraz daha ayrıntıya girerek, biz Müslümanlara, karılarımızı nasıl dövmemiz gerektiğini şu şekilde tarif etmiştir:
Aile yuvasında bütün iyi niyet ve çabalara rağmen huzur sağlanamazsa ve huzursuzluğun kaynağı kadın ise; önce kocanın bazı hakları vardır… Bu haklar öğüt verme, küsme, yüzüne vurmaksızın, incitmeden hafif bir biçimde fiziksel olarak uyarma. Son çare olarak boşanma şeklinde kullanılır… Fiziksel uyarı, ağır ve tehlikeli yerlere vurma şeklinde olmayacaktır. Daha çok hafif ve psikolojik tesiri olacak bir uyarı şeklinde olacaktır…”(12).

Özetle; ilgili ayette geçen “ve’dribûhunne” kelimesinin sadece “dövme” anlamına geldiğine inanan pek çok klasik ilahiyatçı gibi, günümüzün Diyanet yöneticileri de“kadına atılacak dayağa şekil verme” ve Müslüman erkeklere karılarını dövmenin usûl ve yöntemleri öğretme derdine düşmüş bulunmaktadır. Her türlü olumsuzluklara rağmen yine de başta okuyucularım olmak üzere; bütün kadınlarımızın “Kadınlar Günü” kutlu olsun…


Ömer Sağlam
________ 
(*) Bu yazı, “Kadına Dayak Allah’ın Emri (mi)dir!” isimli kitabımızdan istifade ile hazırlanmıştır.“Karı” tabiri, “Yasal yönden evlenmiş kadın” anlamında kanunlarımızda da geçtiği için kullanılmıştır.
1-Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı (Meâl), DİB Yayını, Ankara, 1983.
2-Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, s. 83, Türkiye Diyanet Vakfı Yayını, 5.Baskı, Ankara, 1998.
3-Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, s. 83, Türkiye Diyanet Vakfı Yayını, 2. Baskı, Ankara, 1993.
Nur Cemaati’nin fikir önderi Said-i Nursi’ye göre İslam Dini, kadına, boşanma ve bu maksatla hâkime ve hakeme başvurma hakkı vermemektedir. Zira Said-i Nursi, “Kadının erkeğinden boşanabilmesi İslami esaslara aykırıdır. Şer’i evlenme ise bu imkânı ortadan kaldıracaktır”diyor(bkz. Said-i Nursi, Kadınlar Taifesi İle Bir Muhavere-7. Dr. Çetin Özek’in “Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İç Yüzü” isimli eserinden aktaran Nurettin Veren, Kuşatma, s.101, 1. Baskı, Siyah Beyaz Yayınları, İstanbul,2007).
4-bkz. http://www.diyanetvakfi.org.tr/reklam/meal/Nisa.htm.
5-bkz. Prof. Dr. Ali Özek ve arkadaşları, Kur’an-ı Kerîm ve Türkçe Açıklamalı Meali, s,83, Hâdimü’l Harameyni’ş-Şerifeyn Kral Fehd Mushaf-ı Şerif Basım Kurumu Yayını, Medine-i Münevvere, 1992.
6- Doç. Dr. Halil Altuntaş-Dr. Muzaffer Şahin, Kur’an-ı kerim Meâli, s,83, 3. Baskı, DİB. Yayını, Ankara,2002.
7-Age, s. 83.
8- bkz. Muhammed Esed, Kur’an Mesajı Meal-Tefsir, s.143, 5. Baskı, Çev. Cahit Koytak, Ahmet Ertürk, İşaret Yayınları, İstanbul, 2002.
9-Kur’an Yolu, Türkçe Meâl ve Tefsir, c. 2, s. 54, 2. Baskı, DİB Yayını, Ankara, 2006.
10-Age, s,59,61.
11- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, c.2, s. 518, Çelik-Şura Yayınları, İstanbul, 1993. Parantez içi “heceler”, “kelime” ve “;” tarafımızca konulmuştur. Ö.S.
12-Kemal Güran, Müslümanın El Kitabı, s.307-308, 1.Baskı, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2000.

  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

TÜM SİTEYİ DİLDEN DİLE ÇEVİRMEK İÇİN, "DİLİ SEÇİN"İ TIKLAYIN