Atatürk ve Fatih [Günay Tulun]

Geçende gözüme ilişti. Türk ordusunun “26. Genel Kurmay Başkanı” İlker Başbuğ; yeni kitabının tanıtımı için verdiği bir röportajda, Sultan Fatih Mehmed* adıyla bildiğimiz II. Mehmed için şunları söylemiş: 
Mustafa Kemal Atatürk'ün, kendisine örnek aldığı liderlerden biridir.

Atam Cephede
Bu fikir, oturduğu yerden tarih üretmekle ünlenen çakma tarihçi Mustafa Armağan’ın süper (!) buluşlarından biridir. Bu iddiayı, aynı zamanda hocası da olan Fetullah Gülen’in gazetesi “Zaman”da ve kendisine kucak açan benzer ideolojideki televizyonlarda da dile getirmiştir. Söze konu yazı ve programlarda; önce Atatürk’ün Fatih konusundaki güzellemelerinden söz açar, hemen ardından da “ama böyle yaptı” diyerek Atatürk’e hakaret ve küfür salvosunu başlatırdı.  

Atam Cephede
Atatürk'ün bu zavallı faniye ne yaptığını bilmiyorum. Adamcağız, atam Atatürk'e karşı öylesine kin dolu ki, kininin girdabında hayatını tüketip duruyor. Cizreli bir Ermeni olduğu söyleniyor. Olabilir. Kafatasçı olmadığım için bence önemi yok. Yalnızca soykırımcılığı belirlenmiş olanlarla uğraşırım. Ben de Türk olmayabilirdim. Türk ve tahrif edilmemiş bir din olan İslam'a mensup olmam Yüce Rabb'imin bana lütfu... Eğer gerçekse, Ermeni olması da Atatürk'e karşı bunca kin
Atam Cephede
dolu olmasını açıklamaya yetmiyor. Ata'mın ölümünden yirmi yıl ve üzerine ekleyeceğiniz üç buçuk ay sonra doğmuş. Bu da demek ki hayat boyu karşılaşmamışlar. Kininin nedenini bulamadım ama Fatih’in sırtına binip Atatürk’e yüklenme işini çok iyi becerdiğini söylemezsem hakkını yemiş olurum. 

Kanım odur ki, İlker Bey; Cumhuriyete, Türkiye’ye, Türk’e düşman bu provokatörün iddiasından etkilenmiş olsa da amacı mutlaka temizdir. Örneğin, 
Atam Cephede
Osmanlıyı Atatürk’ün yıktığını sanan Osmanlı âşıklarıyla Cumhuriyetçileri birbirine yaklaştırmak istemiş olabilir. Aynı röportajdaki "II. Abdülhamit Osmanlı İmparatorluğu'nun bütünlüğünü ve devamını korumayı amaçlamış bir sultan" yorumunun da aynı düşünceden kaynaklandığını düşünüyorum. 

Tam burada şunu söylemeliyim ki, Osmanlı Devleti’ni Atatürk değil, Osmanlı yıkmıştır. Bu iddianın nedenlerini sorarsanız, bir çırpıda sıralayabilirim. 

Buyrun:
- Tüm yetkinin tek adamda toplandığı padişahlık yönetimleri, 
- Kifayetsiz sultanlar, 
- Bilimden uzak hatta okuma yazma bile bilmeyen cahil bırakılmış halk, 
- Matbaanın kullanımı için Müslümanlara izin verilmemesi,   
- Özgür düşüncenin engellenmesi, 
- Bilimin safsatayla yer değiştirmesi ve hurafelerin ön plana çıkarılması, 
- Her şeye egemen olmaya çalışan softa sınıfı, 
- Politik beceriksizlikler
- Savaş üstüne savaş yapma ahmaklığı, 
- Savaşta kazanılan yerleri anlaşma safhalarında kaybetmeleri, 
- Savaşlar nedeniyle azalan insan gücüne bağlı olarak tarımsal alanların verimli işletilememesi ve açlıkla yoksulluk, 
- Ticaretin neredeyse bir tek azınlıklar eliyle yapılması, 
- A Kal Pe'nin aynen 18 adamız ve 1 kayalığımızı Yunan'a verdiği gibi vatan topraklarını kendi malları saydıklarından ona buna hediye adı altında peşkeş çekmeleri, 
- Afrika, Asya ve Avrupa'daki topraklar ihya edilirken Anadolu'yu her türlü imkândan mahrum bırakmak, 
- Sanayi devrimine sırt çevirmeleri, 
- Debdebeli yaşamlarını sürdürmek amacıyla saray, kasır, köşk, konak gibi içi ve dışı gereksiz lükse boğulmuş yapılar için yüksek faizlerle alınan büyük borçlardır. 
Sultan Fatih Mehmed

Tüm bunların ceremesini de Cumhuriyet hükûmetleri çekmiştir. Cumhuriyet hükûmetleri; Osmanlı borçlarının tasfiyesi için, koskoca imparatorluğu ölüme sürükleyen II. Abdülhamid'in padişahlığı döneminde tepemize çöken Düyun-u Umumiye’ye, tek kuruş bırakmamacasına tüm Osmanlı borçlarını ödemiştir. Konunun ne kadar vahim olduğunu anlatmak için tarih de vereceğim. Millet ihtiyaç içinde sürünürken, "Osmanlı" sultanlarının ihtişamlı yaşam arzuları, sarayları ve beceriksiz yöneticilikleri nedeniyle aldıkları borçların ödenmesi 5 Mayıs 1954 günü bitmiş hesabın kapanmasıysa 1980 yılında gerçekleşmiştir. Biri almış "gumu gumu yemiş", diğeri ise "fedakârca" ödemiştir. Evet evet, Osmanlının tüm borçları, onurlu bir devletin yapması gerektiği gibi, kuruşu kuruşuna Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödenmiştir. Şu şataraban şaklaban tarihçi mukallitleri buna da bir dolu kılıf uydururlar ama ne yapsalar aptallardan başkasını kandıramazlar. Çünkü tarihî kayıtlar ortada ve bu kayıtlar "arşivler yok edildi" iftiralarına nanik yaparcasına duruyorlar. Yalan tarih üreticilerinin Atatürk Osmanlıyı reddetti savını boşa çıkaran gerçeklerden biri de budur.  

Yine Fatih meselesine dönersek…
Bir insanın yaptığı bazı şeyleri beğenmek bazılarınıysa beğenmemek kadar normal bir eylem yoktur. Aksi, ya kölece bir aşkın akılları kör etmesi ya da kinden kararmış akılların nefretidir.


Yani Atatürk’ün Fatih’i beğenmesi de beğenmemesi de doğaldır ama iş hayranlığa, izinden gitmeye gelince o zaman, bunu söyleyenlere “Dur bakalım!” derim. 

- Fatih, bir kısım tarihçilere göre 1352 yılında Venediklilere, bazılarına göreyse 1365 yılında Ragusa Cumhuriyeti'ne verilerek başlatılan kapitülasyon uygulamalarını gelenek hâline getiren kişidir. Atatürk'se onları silip atan.
- Fatih, Anadolu'da dağınık olarak yaşayan Ermeni ve Rumları bir araya getiren kişidir. Atatürkse onların ihanetlerine karşı savaşan...
- Fatih, devletin selameti bahanesiyle baba, kardeş, akraba katlini yasal hâle getirmiş ve bunu, saltanatının başlangıcında gerçek bir Türk olan kundaktaki kardeşi üzerinde uygulamış biridir. Atatürk'se kendisine rakip çıkmasından korkmayan, uygar yasaların geçerli olması için çabalayan gerçek bir devlet adamı.
- Fatih'in anacığı, oğlu tarafından kendisine tahsis edilen Selanik'teki Hristiyan manastırında bir eli yağda diğeri balda yaşamış olan Sırp Despina Hanım'dır. Atatürk'ün anacığı ise yaşamı savaşlar, göçler, yokluklar içinde geçen, çilekeş bir Türk ve Müslüman kadını olan "Molla Hafız Zübeyde Hanım"dır.
- Atatürk'e Rum piçi diye iftira atan soyu bozuk ve ahlaksız Türk düşmanları şunu bilmelidir ki, Atatürk öz be öz Türk, taptıkları Fatih'se hiçbir zaman Müslüman olmamış Hristiyan bir Sırp'ın çocuğudur.
- Fatih; diktatörden de öte astığı astık, kestiği kestik bir tirandır. Atatürk'se yasalara bağlı bir insandır. Üstelik insancıldır da... Bunu Anzak analarına yazdığı mektupta da gösterir.
- Fatih, saldırgan ve işgalci bir devleti temsil eder. Atatürk'se elden gitmiş bir ülkenin kurtulmasını ve Türklüğün yeniden doğmasını sağlayan kişidir.
- Fatih, bugün emperyalizm nitelemesiyle insana karşı işlenen bir suç olarak aşağılanan "yayılmacı düşünce"nin peşinde savaştan savaşa koşmuştur. Atatürk'se düşmanları yurdumuzdan sürdükten sonra derhâl barışa yönlenmiş biridir.
- Fatih, hanedandandır, Atatürk'se milletinin bir ferdi...
- Fatih, bir anlamda çok eşlilik olan harem hayatı yaşamıştır, Atatürk'se tek eşlidir.
- Fatih, devlet hazinesini kendi malı saymıştır, Atatürk'se yalnız maaşını almıştır.
- Fatih, kendi malı olarak gördüğü devleti çocuğuna bırakmıştır. Atatürk'se neyi var neyi yok hepsini milletine...
- Fatih, savaşları koruma altındaki otağından yönetmiştir. Atatürk'se defalarca bilfiil savaşmış, cephede yatmış, süngü savaşlarına katılmış bir Türk subayıdır.
- Fatih, emperyalisttir, Atatürk'se milleti adına devrimler yapan bir devrimci...

Hangi birisini yazayım ki...
Atatürk'le Fatih arasındaki benzerlik, örnek alınacak olgu ve hayranlık, laf ola beri gele türünden söylenmiş saçma bir sözden ibarettir. Zaten gördünüz. İkisinin de birbirinden örnek alacakları yönler yok denecek kadar az. Çünkü ikisi de farklı dünyaların farklı zihniyetlerin farklı kültürlerin insanı... Konu, örnek almak değil de gerçekten de dinci ve Osmanlıcı basının empoze etmeye çalıştığı türden bir hayranlığı içerseydi, kahkaha dolu bir yorumum olurdu.

Allah'a hamdedelim ki, Atatürk gibi bir insanı milletimize armağan etmiştir.
Hem de en umutsuz günlerde... 





*Osmanlı padişah isimlerinde lakabın öne alınarak söylenmesi 
yanlıştır. II. Mehmed, Fatih Sultan Mehmed değil "Sultan Fatih 
Mehmed"dir. Kral Demirbaş Şarl, Çar Deli Petro, İmparator De-
li Nero (Neron), Çar Korkunç İvan, Sultan Deli İbrahim, Sultan 
Genç Osman ve benzerlerinde olduğu gibi... O zihniyetten hare-
ket edilirse bu kişilerin adları da Demirbaş Kral Şarl, Deli Çar  
Petro, Deli İmparator Nero (Neron), Korkunç Çar İvan, Deli 
Sultan İbrahim, Genç Sultan Osman olur.


Günay Tulun

  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

TÜM SİTEYİ DİLDEN DİLE ÇEVİRMEK İÇİN, "DİLİ SEÇİN"İ TIKLAYIN

PARASIZ DESTEKLE:Açlık,Hastalık,Yoksulluk,Felaketler İçin