Bu gruba ait tüm sitelerde yayınlanan makaleler, hiçbir dönemde sansür edilmemiştir. Ayrıca Nisan 2012′den
beri de redakte edilmemekte; doğrusu ve yanlışıyla eser sahibinin gönderdiği özgün hâlde yayınlanmaktadır.
Bir önceki yazı: "Biz Bize"...
"Torunların Evi"nde yaşadığımız müddet içinde kardeşlerimiz dışında en yakın arkadaşlarımız karşı komşumuz şoför Hidayet Amca ile Gülsüm Teyze'nin yaşları bize yakın olan iki kızıydı. Ya biz onlara giderdik ya da onlar bize gelirlerdi. Onlara gittiğimizde bizi nur yüzlü babaanneleri, Emine Teyze, karşılar, eğer okuldan dönüyorsak "Kızlar gelir hocadan, mis tütüyor bacadan!" diye selamlardı. Genellikle bize, ince dilinmiş ev ekmeği üzerine (siyah ekmek) torba yoğurdu (imansız yoğurt) ya da salça sürerek ikram eder ve biz bunu yemeğe bayılırdık. Emine Teyze bizi "Kızdır, nazdır; bin altın azdır!" diye sever, arkasından da küçük erkek torunu Sait'e dönerek, "Oğlandır, oktur; her evde yoktur!" diye onun gönlünü alırdı.
Çocuk aklımla, uzun süre "Acaba hangisini daha değerli buluyor?" diye düşünür, karar veremezdim bir türlü. Bu soru bir süre kafamı kurcaladı, ta ki bir gün annemle babamın yaptığı bir konuşmaya tanık olana kadar.
Çarşıda her türlü alışverişimizi yaptığımız bir bakkalımız vardı, Bakkal Nazmi Amca. O gün babam alışveriş için dükkânına gittiğinde Nazmi Amca'nın yerinde babası oturuyormuş. Babam Nazmi Amca'nın nerede olduğunu sormuş. O da bir iş için İstanbul'a gittiğini söylemiş ve uzun uzun tek çocuğu olmanın ne kadar zor olduğundan yakınmış babama.
Babam bunları anneme anlatınca annem, "Tek çocuğu olur mu hiç onun, 3 tane de kızı var." dedi. Bunun üzerine babamın, "Desene adam bize acıyor hiç çocuğu yok diye!" dediğini ve ardından kocaman bir kahkaha attığını hatırlıyorum. Bu arada benim kafamdaki soru da böylece cevabını bulmuş oluyordu.
Bu düşüncenin sonucu olarak kız çocukları ilkokulu bitirdikten sonra genellikle ya akşam sanat kursuna ya da Kur'an kursuna gönderiliyor, daha sonra da münasip bir kısmeti çıktığında evlendiriliyordu.
Tabii bu arada kendileri ilkokulu zar zor bitirmiş ancak kızları okusun diye her türlü fedakârlığı yapan anne babaların sayısı da az değildi. Bugün bu kızlar hepsi okuyup eczacı, öğretmen, mimar, mühendis oldular ve çok önemli kuruluşlarda etkin görevlere geldiler.
Burada bir düşüncemi belirtmeden geçemeyeceğim.
Ulus olarak yüce önderimiz Atatürk'e çok şey borçluyuz ancak biz kadınların borcu erkeklerinkinden çok daha fazla.
Onun sayesindedir ki "soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen" Türk kadını bugün erkeklerle eşit haklara sahip bir birey hâline gelmiş, seçme ve seçilme hakkına bir çok Avrupa ülkesindeki hemcinslerinden önce kavuşmuş, okuyarak ülke yönetiminde en etkin makamlarda görev alma şansını bulmuştur.
Ancak ne yazık ki bugün, Türk kadınının uğrunda mücadele vermeden elde ettiği bu kazanımların geri alınması da dâhil olmak üzere, onu ve devrimlerini yok etme yönünde; içerde ve dışarıda yoğun çabalar olduğunu görüyor ve buna çok üzülüyorum.
Bu duruma, belki de farkında olmayarak, katkıda bulunan hemcinslerimizin olması bu üzüntümü daha da arttırıyor.
Bunun için, bugün kadınlarımızın Atatürk'e, onun ilke ve devrimlerine; herkesten ve her zamankinden daha fazla sahip çıkması gerektiğini altını çizerek belirtiyor, bu yüce insanı buradan bir kez daha saygı, sevgi, rahmet ve minnetle anıyorum.
Anı dizisi, gelecek yazı olan, "Annem"le devam edecek.
Semiramis Kanbak