Kuşlar, Martı, Edirne [Mete Esin]

Kuşlar, hayvanlar dünyasının beş büyük öbeğinden birini oluştururlar. Diğerlerinden önemli farkları, uçmak üzerindeki yetenekleridir. Devekuşu, penguen ve kivi dışındaki kuşların hepsi uçarlar, ancak uçuş hızları çok farklıdır.

Kuş, diyerek hemen uçmaya ve hıza değindiğimize göre, konuya da buradan devam edelim. Bütün hayvan toplumu içindeki en hızlısı, kaya güvercini denen bir kuş çeşididir. Bu kuşun, (herhâlde ilk hızıdır) bir saatte 151 km. uçabildiği hesaplanmıştır. Daha sonraki kartal 127 km, ördek ve yağmur kuşu 96 km, kaz 90 km, bıldırcın 89 km ve yazımızın asıl konusu olacak martıysa 88 km hızla uçabilmektedirler. Günümüz dünyasındaki kuşların sayıları bilinmiyor. Ancak tahminen on bin kadar türün yaşadığı var sayılıyor. Bunun ortalama yarısını ötücü kuşlar oluşturmaktadırlar. Hepsi yumurta ile üreyen kuşlar, bundan başka göğüs ve kanat yapılarına göre üçe ayrılıyorlar. Üç türün ilk ikisi, devekuşu, kivi ve penguen ile bunların kendi içlerindeki alt öbeklerden ibaret kalıyor. En geniş topluluk üçüncüsü olup, bu da kendi içinde yirmi ikiye ayrılıyor ve martılar da bu kategoriye giriyorlar.

Kuşların yumurta boyutlarıyla, kuluçka süreleri arasında doğru orantılı bir bağ bulunuyor. Hemen hemen kesine yaklaşan bu olgu uyarınca, kuluçka süresi bazı ötücü kuşlarda on beş günle başlayıp, kivideyse seksen güne kadar uzamaktadır. Yavrular doğduktan sonra yuvada kalma süresi, ötücü kuşlarda ortalama on üç gün iken, akbabanın bir cinsinde bu süre altı aya kadar varıyor. Diğerleri de bu ikisi arasında kalıyorlar.

Kuşlarla ilgili çok ilginç öyküler anlatılmaktadır. Bunlardan ülkemizde yaşanmış biri şöyledir: (Bu tabiat harikası olayı, Hayat Yayınları'nın Hayvanlar Ansiklopedisi'nden alarak kısaltıp aktarıyoruz.) Albay Tevfik (Erkuran), 1.Dünya Savaşı sırasında uykusuz yorgun bir durumdayken, bulunduğu yerin yakınındaki yıkılıp terkedilmiş kiliseye girip uyuya dalacaktır. Uykusu arasında kuş çığlıklarıyla uyanan Albay, etrafına bakındığında, kilisenin sütununa tırmanan ve oradaki kırlangıç yuvasına uzanıp yavruları yemek üzere ağzını açmış büyük bir yılan görmüştür. Dehşetle ürperen Albay derhal tabancasına sarılıp atışa hazırlanırken, o sırada hızla içeriye dalan bir kırlangıç, kendi ağzındaki şeyi, yavrulara uzanmış yılanın ağzına bırakıvermiştir. Sonra bir anda gevşeyen yılan, sütundan aşağıya kayıp düşmüş ve orada ölmüştür. Çok kısa bir zaman içinde olup bitenlerle şaşkına dönen Albay, az sonra yılanın ağzındaki akrebi görünce her şeyi anlamıştır. Anne veya baba kırlangıç -her nereden bulmuşsa- bir akrebi yılanın ağzına bırakıp onu sokmasını sağlamış, böylece yavrularını da onun saldırısından kurtarmıştır.

İkinci olay, bizzat yaşamış olduğumuz yine bir kuş yılan öyküsüdür. Bu, belki ilki kadar ilgi çekici olmayabilir. Fakat gene de yazmaya değer buluyoruz. Edirne'nin İskenderköy yolundaki Avrupakent Sitesi inşaatında, Kooperatif adına denetim görevlisiydik. Hâlâ da orada çalışan bekçi Ahmet, bir gece nöbetinde rastladığı bozyörük cinsi yılanı çifteyle vurmuş ve orada bırakmışmış. İnşaatın doğrama işini yapan Edirneli Ergun Vani'yse, ertesi gün ölüsünü gördüğü yılanı bir sopaya asıp, inşaattaki büroya getirmişti. Bir seksenden daha uzun yılanı incelemiş, sonra da bitişikteki binanın mermer terasına dümdüz uzatmıştık. İlginç olay işte bundan sonra başlamıştı: Yılanı gören bir serçe feryat figan oradan uzaklaşmıştı. Bunda, pek bir gayri tabiilik görmemiştik. Ama, biraz sonra grup olarak geri dönmüşlerdi. Serçelerden biri veya birkaçı arada bir havalanıp gidiyor, sonra daha fazla bir sayıyla geri dönüyorlardı. Bir ara, sayıları o noktaya varmıştı ki, çevrenin bütün serçeleri herhâlde oradaydılar! Serçeler, yakındaki bir direği yere tespit eden gergi teliyle, yılanı uzattığımız terasa konarak, büyük bir dikkat ve ciddiyete bakıyor, bakıyor, bakıyorlardı... Yılanın kafa tarafından uzak durup kuyruğa sokuluyorlar, canlıyken yaklaşamadıkları amansız düşmanlarını büyük ilgiyle yakından inceliyorlardı. Bu olay akşama kadar böyle devam etmişti.

O gün yanımızda fotoğraf makinemiz olmayıp, bu olayı tespit edemediğimiz için hâlâ üzülürüz. Harika bir doğa olayını ölümsüzleştirmek fırsatını kaçırmışızdır. Olayın ne kadar süreceğini bilemediğimizden de makineyi almak için evimize gidememişizdir.

Aynı yılın başka bir günü, aynı Site’nin şehir bürosunda çalışırken bir martı sesi duymuştuk. Çocuklukla gençliğimiz İstanbul'da yaşandığından, martılar ve seslerini iyi tanıyorduk. Edirne'de martı bulunmayacağı için, martı sesli bir düdük olmalıydı! Birkaç gün sonra sesi bir daha duyduk. Belli ki, komşu apartmanlardan bir çocuk yine düdük çalıyordu! Bunda yanıldığımızı anlamak için çok beklemedik. Sesini duyup da, düdük sandığımız martıyı gökte, başımız üstünde gördüğümüzde, aradan pek fazla zaman geçmemişti! Doğrusu şaşırmadık değil; Edirne gibi denizden epey içerlek yerde martının işi neydi ki?.. Gerçi Edirne'de martıya uygun çevre vardı, ama gene de şaşırmıştık. Neyse...

Edirne kuşları -az görülen saka, iskete, sığırcık dışında- serçeler, güvercinler, yusufçuklar ve kargalardı. Martıların gelip yerleşmeleriyle Edirne kuş nüfusu değişimler gösterdi. Diğerlerinin hayat alanlarını daraltan martılar, bir yandan da onların hayatlarına kastetmeye başladılar! Buna, önce bir arkadaşımız tanık olmuştur. Kendisi evi penceresindeyken, karşı apartman çatısında birlikte oturan güvercin ve martılar görmüştür. Onları incelerken, bir martı bir güvercini çekelemeye başlamıştır. Kanadından çekilen güvercin, belki iyi niyetle belki aptallığından buna önem vermemektedir. Ama martının niyeti ciddidir! Nitekim, şakalaşırcasına başlattığı saldırıyı güvercini öldürerek bitirmiş, bir güzel karnını doyurmuştur! Biz, böyle bir olayın başkasını bilmiyoruz. Ancak... Biz bilmesek bile, bunun ilk ve tek örnek olacağını da sanmıyoruz.

Martılar beş ana çeşide ayrılırlarken, bir kısmı yırtıcı sınıfına giriyorlar. Bizimkilerin ise en yaygın tür gümüş martılar olduklarını sanıyoruz. Ama anlaşılıyor ki, bunlar da öyle sütten çıkmış ak kaşık değiller! Konuya diğer bir açıdan bakarsak, martılar leş ve çöp gibi maddeleri yiyen, âdeta temizlik görevlisi hayvanlardır. İstanbul'daki martıların başka rollerini de duymuşuzdur. Yaygın olarak yuvalandıkları Marmara adalarından toplanan martı yumurtalarının pastanelerde değer buldukları yaygın bir söylentidir! Kendileri de yolunup piliç diyerek pazarlanıyorlarmış ki, günümüz şartlarında olmayacak şey değildir! Elbette ki, Edirne'de de aynısının olacağını söylemek istemiyoruz.. Bakalım, Edirne ekolojisi ve hayatı, uzun vadede martılardan nasıl ve ne kadar etkilenecektir!?. Bekleyip görelim!



Mete Esin

FOTOĞRAFLARI GERÇEK HÂLLERİYLE İZLEMEK İÇİN ÜZERLERİNİ TIKLAYINIZ




  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

TÜM SİTEYİ DİLDEN DİLE ÇEVİRMEK İÇİN, "DİLİ SEÇİN"İ TIKLAYIN