II. Abdülhamid ve Recep Bey'in Tarihçiliği [Günay Tulun]

"A Kal Pe" Genel Başkanı Recep Bey'in, kitlelere hitaben yaptığı konuşmalardan birinin 57 saniye uzunluktaki görüntüsü internete düştü. Bu videoyu biraz sonra sayfaya yerleştirdiğimde sizler de göreceksiniz ki; cehalet, yalan, iftira, bile bile gerçekleri çarpıtıp toplumu yanlış yönlendirme, tarih hırsızlığı, toplumun fertleri arasına nifak sokma, bölerek ayrıştırma gibi birçok suçu içeriyor. Konunun aslına vâkıf olan aklı başında birinin başındaki o akıl, videodaki söylemi duyar duymaz, uçup kaçıyor. İnsanın dili tutuluyor. Ağzından "pes"ten başka hiçbir söz çıkmıyor, çıkamıyor.

Peki o videoyu bu denli önemli kılan nedir?
Tabii ki konuşanın kimliği, konusu ve "bir adam yaratma projesi"nin ürünü olması...


Bu video, Türkiye'yi yöneten, onca hayranı olan, ağzından çıkan her şey emir ve postulat kabul edilen bir insanın; aslında ne kadar boş, bilgisiz, gerçekleri çarpıtan, yalanla iftirayı sık kullanan biri olduğunu göstermek için muhteşem bir örnek. Adam bir de öylesine sakin öylesine emin şekilde anlatıyor ki, benim bile inanasım geldi.

ALLAH ADINA KONUŞMAK BÜYÜK GÜNAHTIR 
Tam burada araya önemli bir not sıkıştıracağım ki lütfen buna dikkat edin. "Cennetmekân" da demek? Anlamını sormuyorum. Cennetlik demek olduğunu iyi biliyorum. Cennetmekân ile mekânı cennet olsun arasındaki farkı da biliyorum. Birincisi, 'yeri cennettir' ifadesiyle hüküm verme, diğeriyse Allah'tan niyaz etme yani yakararak dua etme... Bu adamlar cenneti de Türkiye gibi mi sanıyorlar? Orada da kimin nereye gireceğini Recep Bey mi tayin ediyor? Artık Yüceler Yücesi Allah'ımızın işine de mi karışır oldular?" Tövbe be, tövbe!

DİPLOMA SUYA DÜŞTÜ SUYU İNEK İÇTİ İNEK DAĞA KAÇTI DAĞ YANDI
Askerliğini yedek subay olarak yapmasına neden olan, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuşunu da onunla sağladığı; sahte olmaması için mucize gereken, aslı ibraz edilemeyen, fotokopiyle üretilmiş, silinen tasdiğin üzerine yeniden tasdik mührü basılmış, iddia edilen tarihte henüz kurulmamış bir okuldan iki ayrı öğrenci numaralarıyla alınmış bir diploma taslağına sahip bu zatın, el attığı tarihi çarpıtmaması da anormal bir olay olurdu. İşin bence en ilginç yanıysa şu:
İnsanı okuduğu okulda hiçbir öğretmen, hiçbir öğrenci, hiçbir öğrenci işleri bürosu çalışanı, tek bir yemekhane ve kantin sorumlusu da mı hatırlamaz? Okulda, okulun önünde çekilmiş tek bir fotoğrafı da mı olmaz?

Bu kadar işi rahatça beceren birisi, gerçekleri de tarihi de insanların göz içine baka baka çarpıtmayı aynı rahatlıkla becerir. Bunu, her gün attığı nutuklarla da ispatlıyor.

Aslında ana konumuz o değil, II. Abdülhamid'di. Madem istemeden de olsa bu işe bulaştım, şunu da hatırlatmam şart oldu: Recep Bey'in belgelerini doğru dürüst kontrol etmeyen, seçimlere katılmasına yol veren, Cumhurbaşkanı seçilmesine önayak olup hâlâ o makamda kalmasına destek veren ve bunun yurt içi ve yurt dışı hukuksal takibini yapmayan herkes suçludur.

Dönelim konumuza...
Gelin, hep birlikte Osmanlı belgeleri başta olmak üzere çeşitli devletlerin arşivlerinden ve tarihi yalanla yazmayan yazarların kitaplarından derlediğim II. Abdülhamid'in portresine bakalım.

II. ABDÜLHAMİD KİMDİR 
- Çerkez olduğu yalanı yayılmaya çalışılan ama aslında bir Rus Ermenisi olan ve adı; sonradan Tirimüjgan'a çevrilen "Verjin" ile Orhan Gazi'den sonra madden, manen ve biyolojik olarak Türklüğü giderek kaybolmuş bir hanedanın mensuplarından olan Padişah Abdülmecid'in oğludur. Bazı Ermeni yazarların da konuya aynı açıdan baktıklarını okumuşsunuzdur. Sakın bu yazdıklarımın kafatası milliyetçiliğiyle ilgisi olduğunu sanmayın. Hanedanın ve tabii ki "Ulu Hakan" demekten zevk aldıkları Abdülhamid-i Sani'nin annelerinin Türk olmadığını saklamaya çalışan tarih şaklabanları yüzünden ara sıra bu konuya değinmek zorunda kalıyorum. Kaş yaparken göz çıkarıyorlar. Bu saklama çabası Türkiye Ermenilerini de kırıyor. Siz de ben de Abdülhamid gibi bir Ermeni ana ya da babadan doğar veya herhangi bir ırk ve ulustan birinin çocuğu olabilirdik. Olmamız da olmamamız da Allah'ın takdiridir. İnancım, hiçbir ırk ve ulusun bir başka ırk ve ulustan üstün olmadığıdır. Bunun sınırıysa insanlık suçu olan soykırımı işlemeleridir ve ne yazıktır ki, Ermenilerle Yunan bu suçu işlemiş, utanmadan da kendi yaptıklarını, işkencelerle katlettikleri insanların üzerine atarak, suçlarını katmerleştirmişlerdir.

- İşin acı kahkahalarla gülünecek yanıysa Osmanlı padişahlarını illa bir Türk anaya bağlamak için yırtınan tarih bozucu bir dolu şaklabanın olmasıdır. "Be Şaklabanlar! Onlar analarından memnun, siz kim oluyorsunuz da adamların analarının milliyetiyle oynayıp duruyorsunuz." desem bana hak verirsiniz değil mi? 

- Kendisini ve aşkla bağlandıkları bazı sahtekârları milliyetçi sanıp onların işaret ettiği yolda yürüyerek, Osmanlı ve II. Abdülhamid gibiler için "Ecdat! Ecdat!" çığlığı atanlar bilmelidirler ki fena hâlde kandırılmışlardır. 

- Zalim biri olan II. Abdülhamid hakkında üretilmeye çalışılan efsaneler, Recep Bey'in yaptığı gibi tamamen safsatalara dayanmaktadır. Tıpkı, daha birkaç yıl önce oluşturulan "Google Arama Motoru"nu 1842-1918 yılları arasında yaşayan bu adamcağızın icat ettiği haberlerinde olduğu gibi... 

- 33 yıllık padişahlık döneminde Osmanlının çilekeş halkı en koyu istibdat yıllarını yaşamıştır.

- Zaten zayıf ve okur yazar oranının çok düşük oluşuna bağlı olarak okur sayısı çok az olan basına karşı müthiş bir sansür uygulatmış, böylece özellikle aydın kesimin gerçekleri öğrenmesini engelletmiştir.

- Sürekli vehim içinde yaşadığından daima koruma ordularıyla gezmiş, özgür irade sahiplerine çeşitli işkenceler ettirmiş, zehirlenme ve suikast korkusu onun neredeyse uçan kuştan bile ürkmesine neden olmuştur. Bu durumun marazi bir hâl alması, akıl sağlığının dengeli olmadığının da göstergesidir. İstanbul'daki "Hıdiv Kasrı"nın yapım öyküsüne bir göz atsanız bu kanının yanlış olmadığını görürsünüz.

- Türk ve Müslüman doktorlardan daima uzak durmuş; çok yüksek maaş verdirdiği Rum, Yahudi ve Ermeni doktorlara itimat etmiştir. Cerrahları ve diğer tıp doktorları, diş doktorları, hemşireleri, hasta bakıcıları, ilaçlarını hazırlayan eczacıları, hatta sağlıkçı hademeleri bile hem Türk değildir hem de tamamı erkektir. Aralarında tek kadın yoktur.

- Türk ve Müslüman sağlıkçılar haremin kapı önünden bile geçemezken, haremdeki tüm kadınların sağlığı hemen altta adlarını vereceğim, kendisinin doktorlarına emanet edilmiştir. Tamamı erkek olan bu doktorlar "Mavroyani Efendi, Molik Efendi, Kastro Efendi, Hristaki Bey, Hristaki Efendi, Naum Efendi, Duşivoz Efendi, Gariva Efendi, Macuki Efendi, Ramık Efendi"...

- Şu an yazacaklarımı lütfen dikkatli okuyun. Sahtekâr "Osmanlıcılar, Yeni Osmanlıcılar, Cumhuriyet düşmanları" ağız birliği etmişçesine genelevleri Cumhuriyet açtı iftirasındalar. Hadi gelin belgelere başvuralım. 1812 yılında II. Mahmut tarafından açılan ilk genelevlerin çoğalmasına ve İstanbul'dan sonra tüm Anadolu'ya yayılmasına izin verip bunları resmî genelev hâline getiren, padişah II. Abdülhamid'dir. 1884 yılında önce Galata'da o zamanki adı Zürefa, sonradan Zürafa en sonunda da Alageyik olan sokakta ve ardından da Beyoğlu'nun şimdi Halas olarak bilinen Abanoz Sokağı'nda açılan bu evlerin "Kerhane Talimatnâmesi" bile vardı. Gördünüz mü "dini bütün olduğu iddia edilen II. Abdülhamid"in yediği herzelerden biri daha... Dileyen, diğer yazdıklarımı da şu anda verdiğim bu bilgiyi de arşivlerde bulabilir. 1915 yılında 359 genelev, kendisine vesika verilmiş binlerce kadın vardı ki; bunların çoğu frengi, cüzzam, bel soğukluğu ve verem mikrobu taşıyordu. Onlara giden erkeklerin ailelerine ve çocuklarına bu hastalıkları kaçınılmaz olarak bulaştırdıklarını da tahmin etmişsinizdir. Hastalıklı nesillerin sağlıklı hâle gelmesi için çaba sarf etmek de Cumhuriyet'e düştü. Bu konuda, kahraman Türk kadını Rahmetli Türkan Saylan'ın büyük mücadelesini öğrenmek gerek. İşte Osmanlı böyle çürütüldü. Kadını sermaye hâline getirenlerin kimler olduğu da inşallah anlaşılmıştır. Bilmediği konular hakkında ahkâm kesenlere sesleniyorum: Hâlâ Osmanlı Devleti'nin sonunu getirten, Osmanlı halkını mahveden bu adamlar için ulu diyecek misiniz? Türkiye'mizi, iftira ve yalanlarla üretilmiş yapay bir tarih üzerinden karıştırmaya çalışan ajanlara alet olacağınıza, onların kışkırtmalarına baş sallayıp onay vereceğinize Allah'ın "Oku!" emrine uyup okuyun. Gidin, arşivlere girin. Kendi fikrinizi oluşturun. Benden bu kadar. Gerisi Yüce Rabb'imle sizin aranızda... 

- "İsteğe bağlı tarih uyduran" tarihçi mukallitlerinden bazıları II. Abdülhamid'in Ermeni, bazıları da Yahudi doktorlar tarafından zehirlendiğini yazarlar. Oysa Yahudiler için kendilerine ülke armağan edecek alicenap adam konumundadır. Onlardan büyük saygı görür. Ermenilerse zaten kendilerinden olan bu adamı ölesiye sevmektedirler ama istavrozu kendilerinden farklı çıkaran ya da para vermeyen Ermenileri bile öldüren Ermeni Komitacılar, ona karşı da tarihe "Yıldız Suikastı" olarak geçen eylemi yapmışlardır. Her şeye rağmen bu suikastın düzmece olma ihtimali de yüksektir. 120 kg patlayıcının kullanıldığı suikastın defalarca prova edilmesi sonucu yapılan çok ince hesaplamalara hatta halktan birçok kişinin yaralanıp ölmesine karşın, II. Abdülhamid'e hiçbir şey olmaması ilginçtir. Olayda, her şeyden haberdar olan saray hafiyelerinin onca provaya rağmen suikasttan habersiz olmaları, yakalanan elebaşının 2 yıl sonra serbest bırakılması gibi başka ilginçlikler de vardır. 

- Anılarını bir deftere yazdığını (!), bunun da bir yazar tarafından bulunup (!) kitap hâline getirildiğini yazıp söyleyenlerin bir tek kuyruğu eksiktir. Çünkü böyle bir defter bugün, bu saate dek ortaya çıkarılamamıştır. Bu hayali defterden (!) üretilen kitaplarsa defalarca basılmıştır. Orijinali bir türlü ortaya çıkarılamayan bu hatıratı (!) aktaran kitabın az sayıda sayfa içeren ilk baskısını hatırlıyorum da sonraki baskılarının nasıl "tekmili birden 36 kısım"lık bir roman hâline dönüştüğünü anlayamıyorum. İnsan; II. Abdülhamid'in hâlâ yaşamakta olduğunu ve hatıratını yazmaya devam ettiğini düşünüyor. Çünkü bunları yazan, yayınlayan, kitaplarına bu kitaptan pasajlar aktaranların alay konusu olmaktan kurtulmaları için sığınacakları tek liman bu... 

- Döneminde, saraya bağlı hafiyeler, halkın arasına karışarak insanlar hakkında bilgiler toplamış ve zindanlar; dedikodular sonucu boş yere hapse atılan, ölüme terk edilen insanlarla dolmuştur. Tahtını kaybedeceği korkusuyla insanları sürgüne gönderen, öldürten hain ve zalim biridir.

- Bazı yerlerde Cumhuriyetçiler tarafından tahttan indirildiği komikliğini okudum ki, Türkiye Cumhuriyeti o tahttan indirildikten, hatta vefat ettikten uzun yıllar sonra, 1923'te kurulmuştur. Kısaca anlatmak gerekirse, kendisini tahttan indirenler de yine kendisi gibi Osmanlılardır.

- Tahttan indirilme anlamında gerçekten de haledilmiştir. Öldürülme anlamında haledildiği hele hele Recep Bey'in cahil kesimi provoke etmek için kullandığı "idam edildi" sözleri hem baştan sona hem de sondan başa yalandır. Eceliyle ölmüştür.

- Yalanlardan biri de tahttan indikten sonra Recep Bey'in söylediği gibi idam (!) edilene dek Yıldız'da yaşamış olmasıdır. Oysa, bu fakir milletin parasını kullanarak, 16 karısıyla birlikte Beylerbeyi Sarayı'nda bir eli yağda diğeri balda yaşamıştır. Orası o dönemde öyle bir saraydır ki içine birçok okul binası sığdırılacak kadar devasa bir korusu ve çeşitli çiçek ve meyve ağaçlarının süslediği koskoca bir bahçesi vardır. "Böyle esarete can kurban!" derim. "Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Poyrazköy, Suikast" gibi hayali suçlarla mahkûm ettirilen o tertemiz insanlara bu konuyu anlatsak, masum oldukları hâlde "Suçluyum! Beni de hapsedin!" diye Beylerbeyi'ne koşarlardı.

- "Çanakkale Savaşlarını, hapsedildiği Beylerbeyi Sarayı'ndan verdiği emirlerle o yönetmiştir." gibisinden saçmalıklar, "bir adam yaratma faslından" internete salınmaya çalışılmaktadır.

- "Siyasi dehadır, Büyük devletleri kafa kafaya vurdurmuştur" derler ama bu da yalanın dik âlâsıdır. Tam tersi, döneminde Osmanlı, bugünkü Türkiye'nin 2 katı toprak kaybetmiştir.

- Karadağ, Kıbrıs, Girit, Mısır, Romanya, Sırbistan, Tunus bu topraklar arasındadır. Bazıları Kıbrıs Birinci Dünya Savaşı sırasında 5.11.1914'te kaybedildi dese de Kıbrıs'ın Osmanlı Devleti'nden gerçek kopuş tarihi, gaspçı İngilizlere kiralandığı gün olan 4.6.1878'dir.

- Bazı Ege ve Akdeniz adalarının sonu onun döneminde hazırlanmıştır. Aynen A Kal Pe iktidarının bugün başımıza sardıkları gibi... Akıbetlerini defalarca sorduğum o adalar hakkında, A Kal Pe iktidarından tek söz duymak, YYKY* basınından tek sözcük okumak imkânsızdır. Aynen Girit adasının elden çıkarıldığı günlerdeki gibi... O günlerde de gazete ve dergiler derin bir sessizliğe gömülmüş, Girit ve ona benzer sözcüklerin yazılıp söylenmesi bile yasaklanmıştı.

- Döneminde kaybedilen vatan toprağı "iz düşüm hesabıyla yaklaşık 1.600.000 km2"dir ki, coğrafyadan anlayanlar, "gerçek metotla yapılacak hesaplamanın" iz düşümü rakamının 2 katını aşabileceğini de bilirler. İnanmayan, ülkelerin adının yanına o günkü gerçek yüzölçümlerini bulup alt alta yazıp toplasın. Baksın bakalım ne çıkıyormuş?

- Kendisinden sonraki toprak kayıplarının da Akdeniz ve Ege'deki bugünkü "Münhasır Ekonomik Bölge" savaşının da baş müsebbibidir.

- Dünyanın en büyük donanmalarından birini Haliç'e hapsettirmiş, teknolojik yenilemesini yaptırmamış ve o koca donanma çağ dışı tekneler topluluğu durumuna düşmüştür.

- Hazır konu denizcilikten açılmışken şunu da hatırlatmam gerek: Sırf şanı yürüsün diye Hint Okyanus'u ve Büyük Okyanus gibi devleri aşarak Japonya'ya göndermeye karar verdiği, makineleri de olmasına rağmen asıl gücünü rüzgârdan alan 25 yaşındaki ahşap "Ertuğrul Fırkateyni"nin hazin öyküsünü her Türk bilmelidir.

- Döneminde Bomonti Bira Fabrikası, çeşitli şaraphaneler, Tekirdağ rakı fabrikası dâhil olmak üzere ülkenin değişik yerlerinde çok sayıda rakı fabrikası kurulmuş hatta yurt dışından, özellikle de Avusturya'dan içki ithal edilmiştir. Bizzat torunu, kendisinin içkiyi özellikle de romu sevdiğini anlatmıştır. Dolayısıyla Müslümanlığı dört dörtlük yaşayan biri olduğu da masaldır. Üstüne üstlük, onun sayesinde çok büyük kitleler içkiye alıştırılarak, Allah'ın "İçme!" emrine itaat edemez duruma düşürülmüştür.

- Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelere göre Musevi Rothschild Ailesi’nden borç almış, bu borcun ezikliğiyle Yahudilerin Filistin'de toprak almasına izin vermiş ve Filistin meselesi böyle doğmuştur. Rothschild Ailesi’yle yaptığı ödeme planı 1955 yılına dek yayılmış; borçlarınıysa Cumhuriyet Hükûmetleri ödemiştir.

- Koskoca imparatorluğu ölüme sürükleyen II. Abdülhamid'in padişahlığı döneminde Düyun-u Umumiye gelip tepemize çökmüş; iliğimizi, kemiğimizi sömürmüştür. Bu borçları da aynen Rothschild ailesine ödenen borçlar gibi yine tek kuruş bırakmamacasına Türkiye Cumhuriyeti ödemiştir. Evet evet, Osmanlının tüm borçları, onurlu bir devletin yapması gerektiği gibi, kuruşu kuruşuna Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödenmiştir. Yalan tarih üreticilerinin "Atatürk Osmanlıyı reddetti" savını boşa çıkaran gerçeklerden biri de budur. 

- Osmanlıcılık oynayan birtakım sahtekâr, onun Yahudiler ve Siyonizmle savaşan bir arslan olduğu masalını pompalayıp antisemitik bir kahraman yaratma peşindedirler. İşin doğrusuysa tam tersidir.

-Antisemitik kahraman olmadığının göstergelerinden biri de Yahudilerin 1901 yılı "Roş Aşana Bayramı" için bastırılan tebrik kartlarındaki resimlerdir. Resimlerdeki figürlerden biri "II. Abdülhamid" diğeriyse "Siyonizmin babası Theodor Herzl"dir.

GERÇEKLER 
Ulular Ulusu Padişah Sultan II. Abdülhamid Han [Öffff! Ne unvan ama (!).] "Osmanlıcı, Yeni Osmanlıcı, sahte milliyetçi, dinci ve ortalık karıştırıcı"ların Cumhuriyet'e karşı çıkarmaya çalıştıkları bozuk bir efsaneden başka bir şey değildir." 

Recep Bey'in paraları sıfırlama becerisini gösteremeyen oğlu Bilal, "Son büyük sultan Abdülhamid Han'ı anlamak" adıyla bir konferans düzenlettirmiş ve orada "Abdülhamit Han'ı yediler, biz Tayyip Erdoğan'ı yedirmeyeceğiz." demiş. Çok güldüğüm bu saçmalık için hiçbir yorumda bulunmayacağım ama hâlen onlar tarafından yenmekte olan bu milletin bir ferdi olarak şunu söylemeliyim ki, şu ana kadar yazdıklarımın tamamı gerçektir, resmî belgelerle doğrulanmıştır. Uzatmamak için bu sayfalara almadığım olay sayısıysa yazdıklarımın kat be kat üstündedir. 

Evet! Allah'ın rahmetine gitmiş bu adamcağız hakkında anlatılacak o denli olay var ki yazmaya kalksam birkaç ciltlik kitap olur. O kitapları da "Abdülhamid ulu handır." saplantısındakiler asla almaz. "Abdülhamid Kızıl Sultan'dır." diyenlerse konuyu bildikleri için zaten alıp okumazlar. En iyisi "Allah rahmet eylesin, Allah günahlarını affetsin!" diyerek konuyu kapatmak!..

SON NOT 
Biliyorum, yazı çok uzun oldu ama şu soruyu da sormadan geçemeyeceğim: 
II. Abdülhamid'in uygulamaları size kimi, hangi ülkenin bugünkü durumunu hatırlatıyor?



*YYKY: Yandaş, yağdaş, koldaş, yoldaş...

Günay Tulun

  • ALINTI YAPMAK İÇİN

    • Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
  • ESER EKLEMEK İÇİN

    • "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
  • YORUM YAZMAK İÇİN

    Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.

TÜM SİTEYİ DİLDEN DİLE ÇEVİRMEK İÇİN, "DİLİ SEÇİN"İ TIKLAYIN

PARASIZ DESTEKLE:Açlık,Hastalık,Yoksulluk,Felaketler İçin