-->Bilirsiniz... Grip, sık sık yeni isimler takınıp bizim görmemişler takımı gibi dünyayı turlar bolca… Her çıkışta bizimkilerin bol keseden döviz bıraktığı gibi, grip de bolca virane bırakır arkasında...
Gribi soğuk algınlığıyla karıştırıp:
- Yok ya! Demeyin sakın…
Bozulur ve:
- Okuyun! derim. Dünya tarihi bu salgınlarla dolu.
Öykümüzde, yine o grip turlarının başladığı dönemlerden birindeyiz.
Yer: Dünyayı kurtaranların kol gezdiği her filmde olduğu gibi Amerika. Yani, bizim dincilerin telaffuzuyla Amarika ve o Amarika'nın kırsal bölgelerinden biri...
Dedim ya, dünyada milyonlarca kişinin gripten öldüğü o meşum yıllar. Her yer salgının etkisi altında. Bölgedeki çiftçilerin neredeyse tamamı ağır zayiat adı altında gümleyip gitmekte. "Grip Ordusu" herkesi kılıçtan geçirmeye and içmiş sanki. En ağır silahlarıyla saldırıyorlar. Ulaşamadıkları yerleri de mancınıkla bombalamakla meşguller.
Anlayacağınız giden gidene...
Kahramanımız, yiğitler yiğidi bir Amerikanistanistanya doktoru...
Kendisine verilen görevin "Yan gelip yatmak" olmadığının bilinciyle aslanlar gibi savaş açmış hastalığa... Malkoçoğlu'na imrenerek:
- Savulun bre kâfirler! nidalarıyla kılıç şakırdatmakta.
Yine kanlı bir savaştan sonra, gecenin karanlığında bir çiftliğe sığınıyor. Sığınıyor dediysek yanlış anlamayın. Kaçmak değil, güç toplamak için. Çiftçi ve ailesini ilk gördüğünde kafası basmıyor ama daha sonra bir şimşek çakıp beyninin içini aydınlatıyor. “N’amanin yav, bu insancıklar sağlık içinde…” ve:
- Ne iştir bu! diye kükrüyor hemen. Cevabı da geliyor derhâl…
Çiftçinin hanımı evin her odasına, "Soyulmamış bir soğan" koymuştur.
Doktor inanmaz ve tüm Amarikan İngilizcesiyle haykırır:
- "De get len, sümsük! Sen benle kafayınan mı buluyon?"
Çiftçi ailesi koro hâlinde:
- Vallayı da yalanımıs yohtur. Essağdan bu böyledir. İnanmayısan odaları gezüve.
Doktor gezer ve görür. Aile haklıdır.
- N’haklısınız! dedikten sonra kullanılan soğanların hepsini ister. Görünürdeki amacı götürüp tahlil ettirmek, gizlenense tahlilden artanları kemali afiyetle yemektir. Çiftçi ailesi mesele etmez bunu.
- Zovandan bol ne va! derler ve verdikleri eskilerin yerine yenilerini yerleştirirler hemen…
Kahramanımız derhâl kente koşup nöbetçi laboratuvarın kapısını yumruklar. Açılır açılmaz:
- Len, Soğanları inceleyin! diye kükrer. Gözünü mikroskoba bastıran laborantsa dehşetle bağırır:
- Virüs virüs, grip virüsü bu!
Anlaşıldığına göre, her yerde üs açmaya meraklı Amarika "vir" üstünde bile üs açmıştır. Hemen yeni deneylere geçilir. Gripli birkaç kişiyle üç deneği bir odaya kaparlar. Tabii yanlarına bolca soğan vererek. Sonunda mesele anlaşılmıştır. Soğan grip virüslerini emmekte, emmekle kalmayıp içine hapsetmektedir. Eskinin Türkiyesi'nde fakirin yemeği, meyvesi, kuruyemişi, kadayıfı; şimdinin Türkiyesi’ndeyse zengin mezesi olan soğan, gribe neden olan virüsleri emmiş, hapsetmiş ve çiftçi ailesi bu yüzden sağlıklı kalabilmiştir. Ve her filmin sonunda olduğu gibi, yine bir Amerikanistanistanyalı ortaya çıkıp dünyayı kurtarmıştır.
Öyküyü anlatan kişinin yalancısıyım. Yalnız o öylesine iddialı ki:
- Her grip mevsiminde, iş yerinin her yerine, çaktırmadan soğanlar koyarım. Altı yıldır grip nedeniyle iş kaybı yaşamadık hiç!
Bir zamanlar yazıp da "Ne gerek var?" diyerek bir kenara attığım bu yazı; sevgili dostum Bülent Karagözoğlu'nun gönderdiği, farklı ama benzer öyküyü görünce taslaklar arasından sayfalar üstüne çıkıverdi birden.
Hanım:
- "A, ben bunu biliyordum. Yıllar önce okumuştum." demez mi? Demek ki belirli dönemlerde belirli yerlerden geçen uydular gibi, bazı olay ve söylentiler de dönüp duruyor; sonra aynı topraklar üzerine yeniden yeniden ve fır fır edip yeniden geliyor.Denemeden görmeden her şeyi:
- N'hayır, n'olamaz! N'saçmalığın n'daniskası... N'olur mu n'öyle n'şey! diye reddedip alay eden anlı şanlı bilim adamlarımızın zıddına; Avrupa'nın son büyük veba salgınının aşılmasında, bitkilerin gücünü bilen ölü soyucuların katkılarını anlatan makale ve kitapları tesadüf sonucu da olsa inceleyebilmiş biri olarak:
- "Denemekte beis yok. Tutmazsa tutmasın ama ya tutarsa!.." deyip evdeki her odaya soyulmamış birer soğan koydum. Şimdi, gribin bizim fakirhanenin sınır çizgilerini teğet geçmesini bekliyorum umutla...
Gelelim sadede...
Ben yazdım. Çünkü yazması benden...
Siz ister uygulayın isterseniz ı, ıh!
Okudunuz. Keyfinize göre hareket etmesi de sizden.
Yalnız, önce tıp önce doktorların kapısı...
Gerisi, yüzde yüz kesinleşinceye kadar "Ya tutarsa!" muhabbeti...
Günay Tulun