cama betona boğdular
Binalar Binalar [Tamer Uysal]
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. (Nazım Hikmet)
İnsanın anayurdu çocukluğudur... Jorge Amado demişti
bunu. Çünkü çocukluğunuz evinizdir. Evinizden önce sokağınız mahalleniz
yaşadığınız semt ordaki bahçe okulunuz kediler ağaçlar her şey çocukluğunuza
aittir.
Elbette küçümsemiyorum hatta bazen yadırgadıklarımız da
oluyor ama doğmadıkları çocukluğunu yaşamadıkları başka anayurtlardan kopup
gelenler o yerde sizin yaşadıklarınızla aynı hisleri paylaşmazlar çünkü herbir
şey her şeyden önce onlara değil size aittir…
Elbet hor kullananlar çocukluğunu orada geçirenlerden
çıktığı kadar aksine çocukluğunu yaşamadıkları halde göçtüğü yerlere daha çok
sevip bağlanan insanlar da olabiliyor. Çünkü koşullar insanlara yeni sürprizler
sunar…
Bahsettiklerim tabiî ki anılar… Bir yerde “süs
bitkilerini babadan gelen bir ilgiyle tanıdım bazılarını bilmesem de çoğunu
isimleriyle sayarım (babam özgün; latince isimlerini ezbere bilirdi) Kır
çiçeklerine de sonradan merak sardım.” demiştim…Bu ilgiye beni bulunduğum
ortamlar ister istemez çekiyor.. Kimi bu ilgiyi abartılı buluyor hatta dudak
büküyor belki de eleştirebiliyor. Ama “olsun” diyorum çünkü ben ağaçları da en
az bazı insanlar kadar sevebiliyorum. O zaman ne mutlu bana…
Bir bitki bir hayvan için insanlarla tartıştığım çok
olmuştur. Çalıştığım ortamlarda yadırgayıcı davranışlar bir yana öfkeli
tepkiyle karşılaştığım durumlar da oldu ama hiç yüksünmedim hatta çoğu zaman
rahatça onlara “galip geldim” diyebiliyorum, çünkü bazıları çeşitli bahaneler
ve varsayımlarla bu türden ilgileri adeta bir muhalefet sayıyorlardı. Oysa ben
bozkırda bir akasya fidanına bile can suyu vermeyi kendime büyük bir vazife
bilenlerdendim…
Mahallenizde kokular saçan altında sohbet edebileceğiniz
bir iğde ağacınız var mı? Hala varsa ne mutlu size…
''Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki
keseceksin !''
M.Kemal’i ağlarken tarih çok ender tespit etmiş. İlki
Çanakkale’de topçu atışı başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır, bir diğeri ise
hepimizin bildiği bir hikaye: Çankaya’dan meclise gelirken yol üzerinde sadece
ama sadece bir tek iğde ağacı varmış o iğde ağacının önünden geçişlerinde
özellikle durdurur yanına gidermiş. Mahiyetindekilere “İşte bu benim...”dediği
bir iğde ağacı, ikincisi işte o ağaç kesildiğinde…
Paşa, o sözünü başka bir yerde daha kullanmış: Yalova
köşküne doğru çıkmakta olan bir ağaç için köşkün yerini değiştirdiğini herkes
bilir. Ağacı kesmeyi önerenlere de aynı sözleri sarfettiğini, “sen hayatında
hiç böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve
niye? Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız”...
Yine Çankaya Köşkü'ndeki Bahçe mimarı Mevlüt Baysal
anlatıyor:
Atatürk'ün Çankaya Köşkü'ndeki bahçesini yapıyordum. Bir
gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir
ağacın Atatürk'ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir
sırt,diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata,havuz etrafındaki kısma
yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım: ''Emrederseniz derhal keselim
Paşam.'' Bir an yüzüme baktı, sonra: ''Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin
mi ki keseceksin !'' dedi…
“Binalar, binalar… yetmiyormuş gibi bir de yenilerini
yapıyorlar. Türk’ün parası olunca binaya gidermiş. Başka neye gider?” (S. 313,
Tutunamayanlar, Oğuz Atay, İletişim Yay, 61.Baskı)
Sanki müteahhitlerde (siyasilerde) geçmişin acısını
çıkartırcasına Bursa’da son yıllarda hararetli bir bina inşaat dikim işleri
var. Siyaset deyince Türkiye’de müteahhit hakimiyeti olduğunu bilirsiniz.
1950’lere kadar ne yapıldı ise kamuya münhasıran yapılmışlardı. Sonra adına
kısaca “plan yerine pilav” denen bir dönem geldi ki pir geldi. Kamuya ait ne
varsa yıkılmak bir yana ağaç bahçe orman bile dinlememeye başladı.
Son yıllarda iktidarla muhalefetin bu konuda birbirinden
pek farkı kalmadı. Çünkü Türkiye’de en karlı sektörün bu olduğunun
varsayıldığına eminim (Avrupa'da yüzde 5-6 Türkiye'de ise yüzde 300, bir
vakitler bir emlak uzmanının yazısında okumuştum). O yüzden her şeyi göze
alıyorlar. Kamuoyu mu? Onlar zaten ne yapılırsa bizim için yapılıyor diyen bir
kısımla sessiz bir çoğunluk şimdi… En büyük tepkiyi gösterdikleri gezi
olaylarını ve akıbetini anımsarsanız ne demek istediğim anlaşılır…
Bursa’da yapılan ağaç kıyımlarına Bursa’da son zamanlarda
pek fazla rastlamak mümkün. İnsan bazılarına karşı hiç mi hiç kayıtsız
kalamıyor. Zafer Meydanı’ndaki çınar ağacının başına gelen bir… O çok göz
önündeydi. İster istemez çok kişinin tepkisini çekti. “Çürümüştü” denildi ve
anıt ağacın yerine körpe bir fidan dikildi o şimdi büyüyor…
Sonra insanda münhasıran zaafa giden bitki sosyolojisi
vardır mutlaka o kente ait…Örneğin doğduğum büyüdüğüm mahalleme giderken geçiş
yolum üzerindeki Gençosman kavşağı’nın bitişiğinde şimdi hastane ve yeni
yapılan otelin bulunduğu köşedeki iğdeler.. Her geçişimde benim de acaba
yerlerinde duruyorlar mı diye endişe duyduğum iğde ağaçları onlar var…
Bursa ovasında eflatuni rengin erguvanlardan biri…
Örneğin, Hocahasan Parkı’nda bulunan sonra kesilen o eflatun top halindeki
şahane erguvan ağacı kaç kişinin dikkatini çekmiştir: Şimdi yerinde mi ne var?
Bakınız:Kara çarşaflı gelin !...
“ahmet uysal mı, lavanta kokulu,
tozlu bir yolmuş meğer!”
Ayda yılda bir yolum düşse bile geçerken eğilip
koklamadan edemediğim sonra dayanamayıp satırlara geçtiğim o “lavantalı yol”
tarumar edilmekte gecikmedi.. Nilüfer Park bitişiğindeki; oysa daha dün en son
ağacına varıncaya kadar “yıkmayacağız, kesmeyeceğiz.” denilerek ağaç envanteri
çıkarılan o yerdeki insanı kokularıyla bihuş eden çiçekler de nasibini aldı
bina dikme furyasından…
Her gördükleri yere bina tesis etmekte inat edenler eski
resimlere bir baksın bir ağaç kolay yetişiyor mu?
Aziz Nesin, Türkiye’nin ABD’ye verdiği tavizleri
eleştiren üstelik daha yayımlanmamış bir yazı nedeniyle 1948'de 4 ay 10 gün
süreyle Bursa’da zorunlu bir ikamete tabi tutulmuştu. Yani sürgün.. Sonra Bursa
anılarını gözlemlerini iki kitap halinde kaleme aldı. 1990’da Bursa’ya sürgün
edildiği yılları Bursalı şair yayıncı Nahit Kayabaşı’yla yapılan bir söyleşide
de anlatır. Bursaname adlı albüm anı kitabında da yayınlanan “Sora Sora Cennet
Bulunur” adındaki söyleşiden yapılan derlemede Bursa için (43 Yıl Sonra Bursa)
Aziz Nesin şöyle demiştir:
“Bursa’ya sürgün edilişimden 43 yıl geçmiş! O zamandan bu
yana Bursa’da çok şey değişmiş. 1947’den sonra bu kente üç dört kez geldim. Bir
gelişimizde Ruhi Su’yla birlikteydik, o konser verdi, ben konuşma yaptım. Bursa
şimdi o yemyeşil kent değil. Doğasıyla, havasıyla, suyuyla cennet gibi
biyerdi…” (Bursaname, Nesin Yayınevi, S.74-75)
Kara kesilmiş şimdiki “Gri Bursa”nın müsebbibi, her
gördükleri yere bina tesis etmekte diretenler... Bir gün o lüks arabalarınızdan
Ankara’ya giderken başınızı pencereden uzatıp da bakınız şöyle bir bu haliyle
bile Bursa ile oraların farkını görebilmek için... .. Bari geride kalan
yeşilliği Bursa’ya bırakınız… Sizler yani bugün sorumluları için ne demişti
Gülten Akın bir şiirinde...
evleri yüksek kurdular
cama betona boğdular
cama betona boğdular
usumuzdaydı unuttuk
topraktan uzakta kaldı
toprağa bağlı olanlar
Tamer Uysal
ALINTI YAPMAK İÇİN
- Yazarlarımızın makaleleri ve Sayın Günay Tulun'a ait şiirlerin, "Radyo-TV ile diğer basın ve yayın organlarında" yayım ilkesi: Önceden haber verme, eserin aslına sadık kalma, eser sahibiyle alıntının yapıldığı yer adlarını anlaşılır bir açıklıkla belirtmektir. Yayın öncesi bildirim imkânının bulunamadığı aniden gelişen durumlardaysa nezaket gereği, [sessizliginsesi.tr@gmail.com] adresine yayın sonrası bilgi gönderilmesini rica eder; tüm yayınlarınızın başarılı geçmesini dileriz.
ESER EKLEMEK İÇİN
- "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm basılı ya da dijital yayın sayfalarında halkımızın geniş dünya ilgisine uygun olarak her türlü konuya yer verilmiştir. Yayınlanan fotoğrafların büyük bir kısmı "Kadim Okurlarımız" tarafından gönderilmiştir. Fotoğraf ve çizgi resimlerde "İlişkinlik-Telif Hakkı" konusunda tereddüt oluştuğunda bu eserleri yayından çekme hakkımız saklıdır. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"na ait tüm gazete, dergi, site, blog gibi yayın araçlarında yayınlanan makale ve diğer yazı türleriyle fotoğraf, resim, yorum gibi her türlü eserin; üçüncü şahıs, kurum ve kuruluşlara karşı her türlü sorumluluğu, bu eserlerin sahibi olan yazar, gönderici ve ekleyicilerine aittir. "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"nun yayın organlarına kayıt edilen ya da kaydedilmek üzere gönderilen eserlerin, telif hakları konusunda problemsiz olmaları önemli ve gereklidir. Yayın Kurulu, gönderilen eserleri yayınlamaktan vazgeçebileceği gibi, dilediği yayın organlarından birinde ya da hepsinde aynı anda ya da değişik zamanlarda yayınlayabilir, yayınlamak isteyen üçüncü şahıslara, tüzel kişiliklere ve kurumlara onay verebilir ya da onlar tarafından yayınlanmasını engelleyebilir. Yalnız şu unutulmamalıdır ki bu eserler, okura saygı kuralı gereği Türkçe kurallarına uygun olmalıdır. Yazılar yayınlandıktan sonra, yazar ya da ekleyicisi; istifa, uzaklaştırılma, çıkarılma dâhil herhangi bir nedenle yazı göndermesi sonlandırılmış olsa dahi "Sessizliğin Sesi Grubu"yla "Yazarlar ve Ozanlar Grubu Yayın Kurulları"nın oy birliği içeren onay kararı olmadan eserlerinin kayıtlarımızdan ihracını isteyemez, istediği takdirde bunun reddedileceğini en baştan bilmelidir. Gönderici ve yazarlarımızın bu konuya önceden dikkat etmeleri, ileride ihtilaf doğmaması için baştan eser göndermemeleri gerekmektedir. Yayın organlarımıza ekleme yapanlar, bu konudaki sorumluluklarını okumuş ve kabul etmiş sayılacaklardır. Uzun süre yazı göndermeyen ya da yazmayı bırakan köşe yazarlarımızın o güne kadar gönderdikleri tüm yazılar "Konuk Yazarlar" bölümüne aktarılarak yeniden yazı göndermeye başladığı güne kadar köşesi kapatılır. Köşeyi kapama ya da kapatılan köşeyi açıp açmama konusunda karar sahibi, "Sessizliğin Sesi Grubu" ile "Yazarlar ve Ozanlar Grubu"dur. İhtilaf durumunda, İstanbul'un Kadıköy Mahkemeleri yetkilidir.
YORUM YAZMAK İÇİN
Sayın Okurlarımız: Yorumlarınızı; Grubumuza ait "Google, Yahoo, Mynet, Hotmail, TurTc " ve diğer posta adreslerimize göndermek yerine, "Yorum bölümü açık olan sitelerimiz"deki; yorum yazmak istediğiniz yazının alt kısmında yer alan "Yorum", "Yorum Yapın", "Yorum Yaz" veya "Yorum Gönder" tuşlarını kullanarak doğrudan kaydetme olanağınız bulunmaktadır. Yazacağınız yorumlarınızın; gecikmeksizin, anında yayına girmesini dilerseniz bu yolu tercih etmenizi, saygılarımızla öneririz.